Tuesday, November 30, 2004

20-21/11/04: pushkar camel mela


7

peterli ishbelli gokce ile arda dustu sabah saat 10’da jaipur’dan ajmer yoluna. yolculuk boyunca hintce dersleri tekrar edildi - ek do tin, bir iki uc. 5 saat surmesini bekledigimiz yolculuk 3 saatte tamamlaniverdi. hindistan’da yolculuklarin beklenilenden kisa surmesi olagandisi bi durum aslinda, ondan etrafimizdaki diger yolcular ajmer burasi dediklerinde neredeyse inanmiyoruz. ajmer pushkar'a varmadan once ugramak durumunda oldugunuz kasaba - ayni zamanda deve fuarina giden hintlileri tasiyan kusmuk otobuslerinin dunyaya acildigi yer. jaipur-ajmer otobusunden indigimiz gibi pushkar'a yollanmak uzere biz de bu otobuslerden birine dolustuk beraberimizde 100’den fazla hintli deve meraklisiyla.

1

gunlerden cumartesi - bugun devefuarinin ikinci gunu. fuar ilerledikce daha da kalabaliklasicak buralar. otobusun tepesinde yolculuk edenleri farkettikten kisa bi sure sonra camdan asagi kusan hintlileri gozlemliyoruz - ama peterin ustune yapisan kusmuk parcalariyla daha da gercek/kokusmus/pis bi deneyime donusuveriyor bu gozlemimiz. ayaklarimizi islatan sivi yanimizdaki patlamis pet siseden akan su da olabilir, altina kacirmis bi hintli bebegin cisi ya da annesinin kusmuklari da. ama otobusten inene kadar ayaklarimizi gorme sansimiz yok, ondan bu islakligin uzerindeki esrar perdesi otobusten inene dek aralanmiyor. sansliymisim, sadece suymus. otobusun yariacik penceresinden bize uzanan kartta shree palace'in adresi yazili.

2

3

bu gece shree palace with a swimming pool adli guesthouse'ta konaklamaya karar veriyoruz ve kisi basi 100 rupi (yaklasik 3 milyon TL) oduyoruz sadece, fuar zamani icin cok iyi bi fiyat bu cunku bu hafta tum guesthouselar fiyatlarini on katina cekiyorlar. kaldigimiz yer aslinda 10rupilik kalitede bi hizmet mi sunuyor misafirlerine? esyalarimizi birakip peter’in yikanmasini bekledikten sonra firliyoruz fuar alanina! cilgin bi muzik festivalinin kalabaligi/kesmekesi/sicagi ayni zamanda da nesesi carpiveriyo yuzumuze cole ciktigimiz gibi. heryerde develer var. goz alabildigine deve. binlerce deve. suslu, makyajli, burnu kancali, poposu kakali, tek horguclu develer. yanlarinda develerini en iyi fiyata satmaya calisan basi renkrenk sarikli, derisi gunesyanigi, biyiklari burgulu rajasthanli erkekler. deve fiyatlari pek degisken ama 8000 rupi (yaklasik 150 dolar) gibi bi paraya enfes bi deve almak sonra ustune binip colde maceralara atilmak mumkun. nitekim gecen fuarda cesur bi turist kafilesi develer satin alip jaisalmer yollarina dusmus pushkar'dan!

4

5

6

bolbol deve fotografi cekip etraftaki devesusu tezgahlarina goz gezdirdikten sonra fuar alanindaki bi tepeye tirmanip sahra cadirinda mola veriyoruz. bizim gibi bicok saskin turist bu cadira kadar tirmanip asagidaki manzarayi gorunce sasirmis, kalakalmis orada. yeniden hindistan'da oldugumu farkediyorum sandalyeme cokunce - ne isim var burada, develerin arasinda? what the hell am i doing here? sonra kulagima yeniden bi sokakmuzigi ezgisi carpiyor. arkamda kirmizilara sarinmis bi kadin bi yandan yavrusunu emziriyor, bir yandan da yanindaki adamin sitarina sarkilar soyluyor. gizli gizli bi klip cekiyorum sokak sarkicilarina - hindistan'da sokak muzikleri belgeseli cekmek hayallerine kapiliyorum. burada bilgiye ulasmakta zorluk cekiyorum, muzik dukkanlarina yaptigim yolculuklardan iletisim eksiklikleri/buralarda almis yurumus trance muzik ruzgarlari/zaman kisitliligi nedeniyle elibos donuyorum her seferinde. internet’e acilsam, soulseek'te bulur muyum sitarli/tablali/yanikvokalli hint musikisi orneklerini? ravi shankar ya da trilok gurtu ancak.

8

colde yurudukce yeni col hayvanlariyla karsilasip adetleri ustune arastirmalar yapiyoruz. bu onumuzde yuruyen col boceginin kumlari asip yuzeye cikma kapasitesi nereye kadardir? hemen deniyoruz, hemen bi videosunu cekiyoruz bu deneyin. artik colboceginin adetini de devenin adetlerini de biraz biraz ogrendik. bi devenin omru yaklasik 20 yil. burnundan metal cubuk gecirmeye calistiginiz zaman deve aci aci bagirir. eger kacmasini engellemek, devenizi istediginiz destinasyona surukleyebilmek, bi bakima onu evcillestirmek istiyorsaniz bu cubuktan bi tane edinmeniz sart ne yazik ki. arka bacaklarindan birini dizinden bukup bagladiginizda deve ayaga kalkabilir ama uzun sure dayanamaz, bu yontem de develeri sabitlestirmek icin kullaniliyor fuar alaninda. ne kadar yabanci oldugum rutinler bunlar boyle? dunyanin bi yerinde hayatlari develer ustune kurulu insanlar yasiyor: kakasiyla geceleri isiniyorlar, yununden giysiler dokuyorlar, ustune binip yolculuk ediyor, esya tasiyolar, golgesinde serinliyor, belki sutuyle etiyle besleniyorlar. bizim saskin bakislarimiz deve satan adamlarin saskin bakislariyla karisiyor- bizim develere oldugumuzdan daha yabanci bu adamlar ellerimizdeki fotograf makinelerine. biz develer ustune bilgilere erisebiliyoruz iste, ama onlarin fotograf ustune herhangi bi bilgiye erismeleri ya da boyle bi lukse kaynak ayirmalari ne kadar imkansiz. kendimi garip hissediyorum. cultural relativism ve interventionism arasinda gidip gelen, surekli birbirini bi sekilde curuten tartismalar basgosteriyor arda ile gokce arasinda. kendimizi bi sekilde sansli, ayricalikli, sonradan yaratilmis ihtiyaclarla bezeli hissediyoruz. turkiye'deki banyo dolabimizi dolduran binlerce kimyasal temizlik malzemesinin getirileri ve goturulerini tartmaya kadar gidiyor konusmalarimiz. bu tartismalarin sonu ilerleyen gunlerde bertrand russell'in "the impact of science on society" kitabini satin almaya kadar gidiyor.

9

10
deve diskilari dondurucu col gecelerinin tek yakiti.


aksama dogru grubumuza katilacak yeni gencleri beklemeye basliyoruz pushkar usulu lassilerimizi yudumlarken. uluslararasi kadromuz daha da genisleyecek gecenin ilerleyen saatlerinde ve derme catma odamizda kalmak isteyen biri daha var. bi sekilde yerlesiriz deyiverip -turk usulu bi rahatlik midir bu peki?- gelecek saatlerde basimizi agritacak bu derdi savusturuveriyoruz. fuar alaninda bi takim gosteriler hazirlanmis deve saticilarini ve turistleri eglendirmek uzere, ama bu gosteriler bize pek hitap etmiyor ne yazik ki. batili giysiler giymis bi bayan yanindaki beyefendiye bi cilvelerde bulunuyor, tum hintliler guluyor, biz de gozlerimizi ayirmadan sahneye bakiyoruz. bu gosterinin bize uyduruk gorunmesi acaba kulturun "unilinear" bi ilerleme icinde oldugunu mu gosterir, yoksa tamamen izafi midir bir gosterinin sanatsal degeri? buraya geldigimizden beri daha mi "orientalist"iz?

11b

11

14
gunbatimini beklerken.

lassileri midemize indirmenin ardindan otobus duragina gidip gelecek seferilerin yolunu gozlemeye basliyoruz. 3 tane "universal vehicle" gectikten sonra beklemeyi birakalim, tamam mi? (universal vehicle da nesi?) sonunda en dolambacli yollardan otelimize surukleniyoruz. cips ve biskuvilerimizi cikarip otelin girisinde besleniyoruz, enerji topluyoruz yeniden otobus duragina gitmek icin. "nativespeaker" ishbel otobus duragindaki basin sozcumuz - tum iletisim islerini ona yikmaya cabaliyor peter, arda ve gokce. sonra da grubumuzun 5inci uyesi hollandali genci yanimiza katip geri donuyoruz shree palace with a swimming pool'a. gunduzleri otelin girisi olarak gorev yapan alan gunes batinca otel calisanlarina yatakodasi olmus. aralarindan siyrilip 4yatakli odamiza 5 kisi sigismaya calisiyoruz. yeni gelen genc pek sinirli, bekledigi rahatligi bulamamis otelde. o bu odada 5kisi kalmanin imkansizliklarini siralarken biz hadi bi an once uyuyalim nolur diye yalvariyoruz. sonunda hollandali genc butun sans oyunlarini kaybediyor ve yerde uyumaya mahkum oluyor. bence kimse yerde uyumadan da kalabilirdik o odada - cok mu rahat ve turkum ben?

12

13

ah bi de, pushkar'da gunbatimi inanilmaz guzel. sunset cafe'ye dolusan manzara meraklilari gunesin pushkar golu ustunde kaybolmasini heyecanla izliyor. gokyuzu renkten renge donuyor. jaipur'a dondugumde karsilastigim bi hintli bayana pushkar'daki gunbatimlarindan soz ediyorum. jaipur'da tum hayatini gecirmis bu bayan pushkar'a hic gitmemis. ona pushkar'daki golu ve etrafina pitpit dagilmis beyaz binalari anlatiyorum. hintliler neden hic gezmiyor -pek varlikli olanlar bile? hindistan’da geziler dini agirlikli sanirim cogu zaman.

17

pushkar hindistan’in onde gelen ghatlarini barindiriyor – her diyardan hacilar buraya pushkar’in mahatma gandhi kulleriyle karisinca daha da bi kutsallasmis golunde yikanmaya geliyor. onceleri pushkar golune giren hacilar ellerinden sopalari eksik etmezlermis, cunku timsahlara da ev sahipligi yapiyormus bu kutsal gol. ingiliz uygarligi hindistan’a bulasinca haci olumlerini engellemek istemis, timsahlarin kokunu kurutmus. artik ne hacilarin ellerinde sopalar var, ne de golde timsahlar. hacilar once hindistan’in tek brahma tapinagini ziyaret ediyor, sonra ghatlara kosuyorlar. brahma tapinagina yabancilarin girmesi yasak – bi takim hintli dostlarimiz bizi iceri sokmaya calissalar da basarili olamiyorlar. ghatlarin ve kutsal sularda yikanan hacilarin fotograflarini cekmek de yasak. ama biz bi yolunu bulup bu yasagi deliyoruz.

18

15
"air-conditioned camel"

16
peda-wallah

pushkar hacilardan baska turistler arasinda da cok populer bu mevsimde. paket turistler basmis burayi, gecesi 7000 rupilik cadirlarda konakliyor, gunduzleri klimali develerde bi iki saatlik safarilere cikiyorlar. biz deve kakasi duzenleyen kadin ve cocuklara gozlerimizi birakip, pushkar'in dar sokaklarina ve tapinaklarina kosuyoruz. sokagin kenarinda cheese tomato onion nanlar ve veg burgerler yerken onumuzden tanidik bi sima geciyor - hindistan'da bi tanidikla karsilasiyoruz! iste padma - istanbul'da hint konsoloslugunda karsilastigimiz sonra ucakta yanyana oturup kaynastigimiz rainbow gatheringlerin aranan ismi slovenyali padma onumuzden geciveriyor. hindistan tahmin ettigimizden daha kucuk bir yer mi yoksa? padma develerin arasinda bir hamakta uyuyor geceleri. ucaktan indiginden beri rishikesh'teymis, simdi de jaisalmer'e dogru yola cikiyor. bize hala ucaktaki gibi mi hissediyorsunuz, istanbul'u cok ozluyor musunuz diye soruyor. istanbul'dan ucaga bindigimizden bu yana nerdeyse 6 hafta gecti. ben her gecen gun hindistan'i daha cok seviyorum. [gokce] [fotograflar: arda]

son

pushkar mela: dunyanin en buyuk canli hayvan pazarina yilda 200.000 canli hayvan tuccari ve onbinlerce deve katiliyor. bir sonraki fuar 8-15 kasim 2005 tarihleri arasinda.

2 Comments:

Blogger Oner Pehlivanoglu said...

Sevgili gökçe,
Hindistan maceranı dün, Mudanya'da öğrendim. Seni kutluyorum, doğu kültürünü yaşayarak öğrenme şansına sahip olduğun için de imreniyorum.
Çektiğin resimler, anlatımın çok güzel. Sık sık sahifenize girerek, günlüğünü okuyacağım.
Notlarını, döndüğünde yayınlayabilir ve edindiklerini kitleler ile paylaşabilirsen, hem örnek ve hem de ilgi çekici bir eser yaratmış olacağına inanıyorum.
Sağlık ve esenlik dileklerimle gözlerinden öper, başarılarının devamını dilerim.
Öner
13.12.04

12/13/2004 12:14 pm  
Anonymous Anonymous said...

It ?is intolerable.

10/15/2010 4:16 pm  

Post a Comment

<< Home