Saturday, December 04, 2004

03/12/04 iird gunleri: jagdish ve ailesiyle aksam yemegi


burdaki isgunlerimi ilginc yapan sey ustlendigim gorevden cok isarkadaslarimla iliskilerim, ofis izlenimlerim, evden ise yolculuklarim. bi yandan kirsal kesimi nasil gelistirebiliriz diye dusunceler uretirken, obur yandan turkiye'deki geleneklerden bahsediyorum iird calisanlariyla. baslik parasini erkeklerin verdigini, turkiye'de kadinlarin sari giymedigini ya da turkiye'de kast sistemi diye bisey olmadigini duyunca cok sasiriyorlar. bu ofisteki insanlar genelde rajput ya da brahman. rajputlar non-veg olmakla gurur duyuyor, en iyi kast olduklarini savunuyorlar. ofisteki brahmanlar daha sessiz, kendi halinde insanlar sanki. ete ellerini bile surmedikleri gibi yumurta, sogan ya da sarimsak da tuketmiyorlar. acaba insanlar da hayvanlar gibi mi- nasil otcul hayvanlar daha uysalsa otsul insanlar da daha bi uysal ve kendi halinde. hindistan'da otcul insanlar daha makbul sanki, otcul hayvanlar da oyle (bkz. inek, fil, maymun). bu hafta herkese hangi kasttan oldugunu sorabilecegimi, bu merakin ayip bisey olmadigini ogrendim. gelecek gunlerimi kastlar ustune sohbetlere ayirmak, artik sokakta gordugum elbiselerin ya da sariklarin anlamlarini cozmeye baslamak istiyorum.

ofise tilak nagar'da yasayan bi isarkadasimin ulasim sistemine dahil olarak gelip gidiyorum. dun aksam bizim evin onunden hizla gecip gittik - aa noluyo, ben burada inmeliydim! bi anda kendimi jagdish'lerin kapisinin onunde buluverdim. jagdish, karisi ve 19yasindaki kizlari neha tilak nagar'in diger tarafinda, secondaryschool'un araliginda yasiyorlar. kapinin onunde durdugumuzda jagdish'in karisi, bi arkadasi ve arkadasinin kizindan olusan uclu bi bayan grubu beni karsilayip iceri davet ediyor. once etrafimda bi cember olusturup incelemeye aliyorlar beni - cildin pek beyazmis, ama hatlarin da hintli hatlari gibi, aman pek guzelmissin yavrum. sonra oturma odalarina adim atiyorum. duvarda cesit cesit resimler asili - ama butun resimlerin arasinda en dikkat cekici olani dev bi george w. bush fotografi. fotografta george w. hintli bir beyefendiyle tokalasiyor. baska bi eskifotografta jagdish ve karisinin dugunlerini gorebiliyorum. duvarlar krishna ve ganesh posterleriyle ortulu, posterlerin ustune turuncu cicekler asili. mutfakta da ganesh icin duzenlenmis minik bi tapinak goze carpiyor.

bikac dakika sonra neha beni odasina davet ediyor. odasinda iki kisilik bi yatak ve bi bilgisayar var. giysi dolabi mutfakta duruyor. neha bilgisayarlarla cok ilgili, her ne kadar babasi amerika'ya gidip doktor olmasini arzulasa da - jagdish'in bu hevesinin nedenlerini ilerki dakikalarda daha iyi anliyorum - o ilerde bi it sirketinde calismak istiyor. beni odasina cagirmasinin nedeni bi programi bilgisayarina install etmemi rica edicek olmasi. burada herkes beni bilgisayar uzmani saniyor - ofiste 'gokce lutfen gelip ip ayarlarini degistirir misin bu bilgisayarin' ya da 'gokce su dosyayi nasil copy/paste edebilirim' gibi telefonlar aliyorum. bu yazilari yazisimi izleyen arkadaslarim klavyeyi ne kadar hizli kullandigima sasiriyorlar. ama ne yazik ki neha'nin odasindaki bilgisayar seansi basarisizlikla sona eriyor, cd key olmadigi icin program da havada kaliveriyor. bilgisayari kapayip mutfaga yollaniyoruz.

neha'nin annesi ilkokul ogretmeni. hergun 5bucukta uyanip yemek hazirliyor, evi toplayip camasir yikiyor - hem de otomatik makinede! saat 8'de okulda ders zili caliyor ve 6yasindaki ogrencileriyle bi egitim maratonuna cikiyor sayin bayan. hindistan'da zorunlu egitim 8yil. neha'nin annesi bu yil birinci sinif ogretmeni, seneye ayni bebeklere ikinci sinif derslerini ogreticek, onumuzdeki 7yil boyunca bu bebeklerin buyumesini izleyecek. bunlardan bahseder iken, mutfakta hummali bi yemek hazirligi surmekte - salata icin muliler dograniyor, rotimizle yemek uzere lhakiler pisiriliyor. ogretmen hanim her evimi ozledigimde onlari ziyaret edebilecegimi, bana istedigim kadar yemek pisiricegini soyluyor. ona yardim etmeme izin vermeyip mutfaktaki uc sandalyeden birine oturmam icin israr ediyor. merakla bu yemek pisirme seansini izliyorum. acaba ben de evde roti pisirmeye baslamali miyim artik?
bu sirada oturma odasindan bi muzik sesi geliyor. jagdish'lerin evinde buyuk bi sony muzik seti var. hatta sony muzik setinin ustundeki rafta da fermuarli bi kilifla korunmakta olan minik televizyon duruyor. jagdish benim hintmuzikleri merakimdan haberdar, bi bollywood soundtrackiyle neselendiriyor oturma odasini. bollywood sarkilarindan cok hosnut olmasam da tesekkur edip hangi filmden oldugunu soruyorum. jagdish filmleri takip etmiyor.

bu sirada yemek hazirlandi bile - sofraya ilk once dilimlenmis muli, domates ve yesilbiberler geliyor. ustune bol bol tuz ve karabiber, sonra da limon ekleniyor bu salatanin. neha turpun ustune ketcap sikip yemeyi seviyor. neha'nin annesi mutfak tezgahinda roti pisirmekle mesgul - siz de buyrun birlikte yiyelim dedigim zaman, "benim gorevim once hizmet edip herkesin karninin doydugunu izlemek, ondan sonra kendi yemegimi ogutebilirim" diye cevap veriyor. dal, lhaki ve rotiler onume sunuluyor. bi turk ailesinde nasil yemek ustune israrlarin sonu gelmezse burda da oyle. kapkap dal, cifter cifter roti yemek zorunda kaliyorum israrlara dayanamayip. ogun boyunca evlilikten bahsediliyor: ne zaman evlenmeyi dusunuyorum, "arranged marriage" mi istiyorum yoksa "love marriage" mi, annem babam nasil evlenmis.. evlilik burada ne kadar buyuk bisey. yemegin sonunda karabiberli papatlar geliyor masaya, papatimizi bitirdigimizde saat nerdeyse 8.

aksamyemegi sona erince oturma odasina geri donuyoruz. hindistan'da cogu ailenin bi takim uyeleri kanada, amerika ya da ingiltere'de yasiyor. neha'nin iki dayisindan biri amerika'da, digeri kanada'da. kanada'daki dayi bir 'simple man' - en azindan jagdish onu oyle tanimliyor. ama amerika'daki dayi iste bu dev fotografta bush'la tokalasiyor. gecenin geri kalani 30 senedir amerika'da yasamakta olan bu beyefendinin hikayelerine ayriliyor. kendisi chicago'da kalp cerrahi, kendi hastanesi var, ayni zamanda politikacilarla da icice. hemen kilitli dolaplar aciliyor, ayni dayinin bu sefer clinton'la cekilmis fotograflari cikariliyor albumlerden. dayinin karisi amerikali, sarisin bi kizlari var. heryil hindistan'a gunubirlik geziler duzenliyorlar. neha'nin amerikali kuzeni hindistan'i bi hayvanat bahcesine benzetiyor- etrafta maymunlar / develer / filler / domuzlar / inekler / kopekler / fareler var. turkiye'de sokakta hangi hayvanlar dolasiyor diye sorduklarinda pek bi cesitlilik sunamiyorum evsahiplerine, eh kedi var, kopek var demekle yetiniyorum. sokakmaymunuyla hindistan'da tanistigimi duyunca cok sasiriyorlar.

jagdish ve ailesi hindistan'da gecelerimin nasil gectigiyle cok ilgili - salipersembe hintcedersi, carsambaaksamlari aiesecyemegi oldugunu anlatiyorum. geceleri kacta uyuyorsun, sabah kacta kalkiyorsun diye soruyorlar once, sonra da geceyarisina kadar vaktimi nasil degerlendirdigimi merak ediyorlar. neha kendi sordugu soruyu kendisi cevapliyor: 'you people have the strange habit of reading books, right?' neha'nin bu yorumu ustune onceki gun is yerinde gerceklesmis bi olayi hatirliyorum - kitap okurken kenara koydugum ayraca ilgiyle bakan baska bi isarkadasim bana bu misir motifleriyle suslu kartonun ne oldugunu soruyor. "bookmark" iste, misirli bi arkadasim vermisti, ustunde de hiyeroglifler var diye acikliyorum. isarkadasim kitap ayracinin neye yaradigini merak ediyor. kucagimdaki 'laughable loves'i masaya koyuyor, sonra da kitap ayracinin kullanma kilavuzunu demonstre ediyorum. daha once birine kitap ayraci kullanmayi gosterdigimi sanmiyorum.

butun bu olanlar bana 'ilginc' kelimesinin subjektifligini kanitlamak icin duzenlenmis galiba. ben hintlilerin sari giymesini 'ilginc' buluyorum, ya da kast sistemini derinlemesine anlamaya calisiyorum. onlar bana ustumdeki kot pantolonu kac rupiye aldigimi soruyorlar. discman'imi ve hintce kitaplarimi inceliyorlar. aramizda daglartepeler olsa da, birbirimize duydugumuz merak ortak galiba.

saat 9a dogru gelirken jagdish ve ailesinin 10da uykuya yattiklarini hatirlayip gitmeye yelteniyorum. jagdish beni eve birakmak icin israr ediyor. rickshaw'a binebilecegimi soylesem de jagdish'in icine sinmiyor, konduruyor beni shivaji park'in karsisindaki yuvama. saat 9da eve ulasip haftasonu bizde kalicak macar ve estonyali misafirlerimizle tanisiyorum. haftaya jagdish ve ailesini yemege davet etmeliyiz.

1 Comments:

Anonymous alaturkaonline said...

mrebalar gokce, Basliginiz this post ilgimi cekti. Blog unuz cok guzel. alaturkaonline ile ilgi oldugu icin buldum alaturkaonline sitesinden buldum. Blogunuz takip etmeye calisicam.

11/28/2005 10:45 pm  

Post a Comment

<< Home