Tuesday, January 25, 2005

istanbul


hint havayollari ucaklarinin republic day toreni provalari nedeniyle havaalaninda yarattigi kaostan kurtulup uzun bekleyislerin ardindan istanbul'a ulastim. havaalanina giderken once bindigimiz taksininlastigi patladi - neyse ki alanin icindeydik patladigi sirada- sonra left luggage departmaniyla uzun tartismalara giristim, ama bi sekilde once bavulumu aldim. ardindan tablami yerlestirme pesine dustum. tablanin icindeki mini cekic once babamin boarding cardinin rehin alinmasina, sonra da istanbul havaalaninda yeniden yeniden beklememize yol acti.. tabla ucagin hicbiyerine sigmadi, hosteslerle iyi iliskiler kurup tablaya dolaplarindan bi kose bagislamalarini istemek zorunda kaldim.. neyse canim, su anda tablam safe and sound, salonda uyuklamakta.

yolculugun kendisi pek ilgincti - bi yanimda hindistan yuksek
mahkemesinden bi avukat, diger yanimda bizim guneydeki komsu ulkeden gelmis bi jeep safari rehberi oturmaktaydi. arundhati roy'un algebra of the infinite justice kitabini okurken hindistan yuksek mahkemesine yapilan gondermeleri bire bir mahkemenin icinden biriyle tartisma firsatim oldu boylece - roy'un bahsettigi davanin son asamalarini takip edebildim. hindistan etkisiyle olsa gerek bu avukati hemen yemege davet ettim, persembe aksami biraz istanbul gosterebilirim kendisine. diger yanimdaki rehber efendi ise bana ucagin ilk bolumunde istanbul'u ne kadar sevdigini ve orada yasamaya nasil bayilacagini, ikinci yarisinda da nepal'in dogal guzelliklerini anlatti. vietnam'a kesinlikle gitmem gerektigini ekledi bi de.

istanbul'a geri geliyo olmanin muhasebesini yapmak 7 saatten fazla suruyo, belki de kara yolunda icine sindire sindire tepmek gerek tum bu kilometreleri. hala nasil bi anda hindistan'da degil de istanbul'da oldugumu kavrayabilmis degilim. telefonumda airtel yerine turkcell yaziyo olmasi bile garip.

istanbul ataturk havaalani ne kadar parlak anlatamam. heryer tertemiz ve teknolojik- yuruyen bantlar, isikli reklam panolari var etrafta. turistleri telefon operatoru secmek konusunda yonlendirmeye cabalayan avea turkcell reklamlari kapismacada. kimse battaniye giymiyo, copculerin bile cep telefonlari ve duzgun ayakkabilari var. etrafta konusulanlari anliyo olmak da cok ilginc ayrica, hindistan'da tum bu sokak ivir zivirlarini anlamayarak neler kacirmisiz acaba.. keske dili tam olarak ogrensem de biraz daha derinlemesine kavrayabilsem hintli dunyasini.

bagaj toplama alanina vardigimizda ucaktan inen tum turistler tuvalete bile ugramadan free shopa kostular. donup kaldim. hindistan'da gordugumuz tum acilarin ustune -ki bu insanlar da bi kismina tanik olmus olmali bizim gorduklerimizin- nasil da luzumsuz parfum ve losyon ve luks paketlerde cikolatalari gonul rahatligiyla, kayitsizca, 7 saat once karsilarinda duran manzarayi hice sayarak satin alabildiler anlayamadim. onceden aklimda soru isaretleri yaratan bu tip luksler artik son derece rahatsiz edici. tablamin cekicini yer gorevlisinden teslim alip havaalanini insanlikla ilgili derin umutsuzluklara kapilmis olarak terk ettim. disarida lapa lapa kar yagiyordu. yine de bogaz koprusune gelene kadar istanbul'a gelmis olmaya dair herhangi bi heyecan tasiyamadim, aklimin cok buyuk bolumunu hindistan'da birakmisim galiba, ama bogazin ne kadar buyuleyici oldugunu anlatamam.. istanbul'a turist gozuyle bakisimin ilk asamasinda bogaza 10 uzerinden 1000 veriyorum. kar yagarken bogazi izleme deneyimine 10 uzerinden 100000 bile verebilirim. denizi ne cok ozlemisim.

dayimlara ulastik. aysincim sicak corbalar pisirmis, ruyalarimi
susleyen zeytinyagli taze fasulye yemegi bile mevcuttu sofrada.. sonra caydanlik ve cay demleme seansi, fotograflara goz atmaca ve yumusak/temiz/sicak bi uyku. eve girdigim gibi kimseye merhaba diyemeden banyoya attim kendimi, ustumdeki giysileri cikarip bi cop posetine doldurarak bursaya gonderdim. pharganjin camurlu hali pislik duzeyimi doruklara tasimisti zaten, hindistan'dayken bile bakima ihtiyac duyar haldeydim, istanbul hayatinin bu pisligi tolere etmesi mumkun degil.

pazartesi sabahi erkenden uyandim. dayim mesaiye giderken ben de istanbul'u yeniden kesfe ciktim. leventten metroya binip taksime geldim - tilak nagar'dan rickshaw'a binip mi road'a degil. once durakta saz calan muzisyeni dinleyip kaydetmek istedim, sonra metro duragindaki sergiye takildi gozlerim - cocuklara ne olmak istediklerini, kendilerini yirmi yil sonra nerede goruyor olduklarini sormuslar. bazilari ford focus bazilari doblo araba istemis, hepsi evlenmeyi umuyor, cogu ozel bi sirkette calismak pesinde. cocuklarin boyle gercekci ve bireysel hedefleri olmasina sasirmakla kalmadim, bi de hindistan'daki bi cocugun ruyalarindan ne kadar farkli olduklarini tartip tartip durdum. en basit bi karsilastirma: hindistan'da bi cocuk bi honda hero motosikleti olmasini hayal eder heralde, ford focus yerine. ben cocukken dedektif olmayi hayal ederdim. istiklal'de iki adim attiktan sonra yeni acilmis dedektiflik burolarini goruverdim - demek ki benim hayallerim de oldukca gercekciymis, her ne kadar su anda dedektiflik isi pek cekici gorunmese de. sayin yolcularimiz taksim bu yondeki son istasyonumuz.

istanbul'da herkes koyu renk paltolara burunmus, dev botlar giymis. hindistan'daki rengarenk giysili, terlikli ve battaniyeli karakterler burada yok. herkesin surati daha bi puslu, bi de herkes daha bi cabuk. hint zamani kavrami hindistan'daki insanlari daha bi yavas yurumeye itiyo heralde, burada adimlar daha sik daha aceleci. bi de herkes yururken cep telefonuyla konusmacalarda - ki hindistan'da cep telefonu pek gorunurde bisey degildi, cep telefonu+hindistan google edince cikan sonuclar: chatin adli telefon kusu tiki genc ve kiz arkadas maceralari ile telefonuyla cektigi parti fotolari. taksim yine cok etkileyici, yine cok guzel. turist gozuyle istanbul'u izleyisimin ikinci turunda taksim'e de 10 uzerinden 10 veriyorum.

ara kafe'de disarda oturup kahve icme, ustune robinson crusoe'da kitap karistirma, tunele kadar yuruyup meydana geri gelme, eski arby's yeni simit sarayi guzel terasli binaya yerlesip taksim meydanini izleme.. etrafta elele dolasan ciftler mevcut, kimileri opusmecede, sokaklarda neredeyse erkeklerle ayni sayida kadin var. bi de dinin turkiye gostergeleri hindistan'a gore ne kadar donuk ve soluk, sakalli amcalarla turbanli hanfendiler hic de eglenceli degiller, ganesh'e tapan sadhulardan sonra...bunlar ustune suleymaniye'ye bi yolculuk, ara sokak pazarlarini kesfetmeler, eminonu'ne oradan sirkeci'ye yuruyus, ustune galata koprusunde manzaraya karsi bi bira ogutmece, restoran sahipleriyle sohbetlesmece. balik ekmek tezgahlarina bakakalip aksam yemegini evde yemek hedefim ustune balik ekmegi baska bi gune ertelemece. karakoy - tunel - istiklal - metro. yine leventteyim, dayimin arabasiyla karsiya geciyoruz, evde paltomu ve
kazagimi cikarip tshirtle oturuyorum. dayima galata koprusu oturmacami anlattigimda balik ekmek tezgahlari cok mu pis gorundu ondan mi yemek istemedin diye soruyor - o kadar ironik bi soru ki bu hindistan'da mideme indirdigim tum samosa ve kacori ve binlerce nepali ogununu dusundugumde.. balik ekmek cam vitrinin arkasinda son derece hijyenik gorunuyor. bi de balikekmek 2.5 liraaaa diye bagiriyo ya saticilar, sanki yuzyil oncesi turkiye'ye filan donduk, 2.5 lira ne demek.

biraz sonra yeniden dayimin arabasina kurulup levente gidiyorum. bugun yine turistim istanbul sokaklarinda, ama artik yanimda fotograf makinem de var- herseyi daha yogun belgeleyebilirim. dun suleymaniye pazarinda gordugum tufekli orumcek adam mankeni ve sira sira ayakkabi boyacilari da bu sayfada olmayi hakediyor sanirim. tamam sayfamiz hindistan sayfasi ama biraz istanbul'la karissa bisey olmaz di mi.

1 Comments:

Anonymous nur said...

yine begendiklerim: hindistan'da tum bu sokak ivir zivirlarini anlamayarak neler kacirmisiz acaba.. keske dili tam olarak ogrensem de biraz daha derinlemesine kavrayabilsem hintli dunyasini.
istiklal'de iki adim attiktan sonra yeni acilmis dedektiflik burolarini goruverdim - demek ki benim hayallerim de oldukca gercekciymis, her ne kadar su anda dedektiflik isi pek cekici gorunmese de. sayin yolcularimiz taksim bu yondeki son istasyonumuz
:neden olmasin????xraw@hotmail.com

2/14/2005 6:18 am  

Post a Comment

<< Home