tag:blogger.com,1999:blog-84355122008-05-07T19:16:58.859+05:30COLABAgokcehttp://www.blogger.com/profile/03993427012901507538noreply@blogger.comBlogger69125tag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1117405253729050602005-05-30T03:33:00.001+05:302005-05-30T03:58:56.993+05:30kathmandu'dan antalya'yakathmandu'dan bindik ucaga, ulastik delhi'nin bagrina. oralardan buldugumuz tek bilet olmayagorsun moskova uzerinden turkiya, atladik bu ucaga elimiz mahkum ruslara. havaalaninda dediler sizin bavullar bize agir, ya siz binmezsiniz bu ucaga ya bavullar, eh napalim actik sikica paketlenmis bavullari orta yerinden, cikardik ozenle sectigimiz incikleri boncuklari, hediyeleri donlari, ilaclari tulumlari icinden. nasil uzucu bi planlama, arkamizda biraktik herseyi havaalani mensuplarina, sonra verdik bi rusvetler ki en azindan kitaplarimizi almamiza izin versinler, cunku kitap birakmak donlari cope atmaya benzemez, nasil aglarim sonra andersen masallarim olmazsa! son hamlede pek sevimli cakimi da ceplerine atti ruskolar, sonra oturduk moskova yoluna, aklimiz bavullarda. sanardim ki ruslar bol vodka icer, bizi de sarhos eder, ama ucakta bi su bulana askolsun, hosteslerin her biri birer gardiyan sanki, su isteyince yarim bardak cis veriverdiler haydi. sonracigima saatler yaklasti 9.00a, gokce ses etti bashostese, bizim ucak kalkar istanbula 9.35te, naparsiniz boyle? hostes der ki hersey kontrol altinda, istanbul ucagi moskova'da, yolcularin gozu kapida, gokce ile arda gelse de artik ucagimiz yola ciksa diye heyecanla beklerler, merak etmeyesin deyiverdi hostes, sonra gonderdi beni koltuguma, aman kemerini de bagla ha! moskova'da indik tipis tipis, bizim ucak gitmis imis, ruslar yalan bilir imis. koydular bizi bi odaya, bi dahaki istanbul ucagi ne zaman bilinmez, vizesiz pasaportla moskova'ya girilmez! bekle dur havaalaninda, belki istanbul'a bi kus ucar da seni alir kanadina. tam da o sirada bir haber parlamaz mi tabloda, tam iki saat sonra 400 kisi yollanacak antalya'ya, eger bi kagit imzalarsak koyarlar bizi de kiro ruslarin arasina. sonra vardik antalya'ya, gokce guven icinde ilerler turk topragina, ama ne bilsin, elindeki pasaport artik bi pacavra. turk polisi gokce'ye sorar, evlendin mi yoksa hindustan'da, amanin neden sorarsiniz bunu bana? sonra cagiriverdi polis beni karsi yakaya, gokce bak bakalim ekrana neler gorursun orada, ekranda bi yazi parlar kocaman: GIREMEZ !!! gokce bu vatana. megersem gokce'nin pasaportuna bi yasak koymus turk emniyeti, nedendir bilinmez. turkiye'de ilk durak antalya polis karakolu, oralarda da bi imzalar cakinca polis izin verdi topraga basmama. arda uctu istanbul'a, seda sayan'la kolkola. neyse ki babam o sirada antalya'da bi otelde yatmakta, gokce surpriz yapiverdi babasina, otelin lobisinden cikiverdi hindustan'da olmasi gereken gokcena. bizim sabit sok altinda kalmaz mi, gokce'ye hemen iki bira ismarlamaz mi. iki bira iki dolma, sonra gokce duser kamil koc'un koynunda bursa yoluna. cumartesi baslayan turnuva sona erer pazartesi sabahina, melek hanim aliverir gokce'yi bursa otogarindan anakucagina. aeroflotta bi ucak bileti alana, bi macera bedava.<br /><br />boylece hindustan'da hayat sona erer, <br />gokce ile arda turkiye'ye doner..gokcehttp://www.blogger.com/profile/03993427012901507538noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1108501220029249462005-02-16T02:29:00.000+05:302005-02-16T02:51:16.343+05:30jaipur'da son gunler<br />jaipur'dan ayrilmamiza bi haftadan az zaman kaldi. artik burasi ilgincligini kaybediyo neredeyse, hayatlarimiz rutinlere kapildi, gunler hizla gecer oldu. basimiza bi dolu garip sey geliyo surekli (sokakta yuruyen ciplak sadhu ve ardindaki insanlar, elfali seanslari..) ama artik basimiza garip seyler gelmesine bile alistik, fotograf ve video arsivimiz bilgisayarin hafizasindan tasti, hatta yeni bi bilgisayar bile evlat edindik (iste, dvd writerimiz oldu boylece).<br /><span style="font-size:85%;"><br /><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO </span>/ciplak sadhu/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/SADHU.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [1'26" 3,6 MB] ***</span><br /><br />iird ile iliskilerim duraklama doneminde; calismalarimin ilk bolumunu tamamladim, raporun bana dusen bolumunu yazdim. bu sirada ofispolitikalari uzmani oldum sayilir: bu nadide siviltoplumorgutu ustune/icinde/arkasinda kurulmus hertur dedikoduyu ogrendim herhalde. hatta acikli bi sekilde farkettim ki burada calisanlar idealist tavirlarini yavasyavas kucukoyunlarpesinde yitirmisler: eski iird fotograflarina baktigimda hepsinin bi zamanlar heyecanli/mutlu/hevesli oldugunu dusundum. cok fazla mi kendi yaglarinda kavrulmuslar, durgunluk icinde mi bogulup gitmisler..ne olmus bu insanlara? iird ustune soyleyebilecegim o kadar cok sey var ki, ayrintili bi inceleme yazisi yazmaliyim.<br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4846609_135f177dfa_m.jpg" alt="iird" height="207" width="238" /><span style="font-size:85%;"><span style="font-size:78%;"></span></span><br /><br />su siralar hindistan kizilhac'in duzenledigi bi ilkyardim kursuna katilmakla mesguluz. dun ucgenbez'in harikalarini kesfettikten sonra bugun daha teorik bi yaklasimla ilkyardimin onemini tartistik, duailedeva arasindaki iliskiye bile vardi konusmalarimiz. bu kursu tamamladiktan sonra bakalim guvenle "ben ilk yardim bilirim" diyebilecek miyiz.<br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846590_4d529b7668_o.jpg" alt="IMG_7879" height="238" width="318" /><br /><span style="font-size:85%;">21. yuzyilin tip mucizesi ucgen bez kullanimda. </span><span style="font-size:85%;"><span style="font-size:78%;">[arda]</span></span><br /><span style="font-size:85%;"><br /></span>hindistan'daki en depresif etnografi hastane etnografisi. kizilhac hastanesinde herhangi birinin iyilesebilecegini dusunemiyorum son derece yuzeysel gozlerimle. turkiye'deki begenmedigim hastaneleri hatirlayip sonra apacik ortada laboratuara bakiyorum. burada tahlil yaptirmak hic eglenceli olmazdi eminim.<br /><br /><img src="http://photos3.flickr.com/4846610_7c3e899c06_o.jpg" alt="IMG_7883" height="318" width="238" /><br /><br />ilkyardim kursu ertesi lassiwalla, indiancoffeehouse, pinkcity turlarindayiz. lassiwalla'daki dostlarimiza "kal milenge" (yarin gorusuruz) diyebiliyoruz, cunku jaipur'u terketmeden once sistemimizde azami miktarda bu enfes lassilerden bulundurma hevesinde ve boylece hergun ayni sandalyelerdeyiz.<br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846188_72a28269e5_o.jpg" alt="IMG_7535" height="190" width="286" /><br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4846189_d1400326f2_o.jpg" alt="IMG_7526" height="286" width="190" /><br /><br /><img src="http://photos3.flickr.com/4846179_35c10dedc1.jpg" alt="IMG_7509" height="286" width="190" /><br /><br /><img src="http://photos3.flickr.com/4846187_5c02b60831_o.jpg" alt="IMG_7529" height="286" width="190" /><br /><br /><span style="font-size:85%;"><img src="http://photos3.flickr.com/4846177_2179f058b1.jpg" alt="IMG_6481" height="272" width="204" /><br />sepia tonlar indian coffee house'un atmosferini en iyi sekilde yansitiyor. <span style="font-size:78%;">[arda]</span><br /></span><span style="font-size:85%;"><br /><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO </span>/indian coffee house/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/ICH.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [1'26" 3,6 MB]<br /></span><br />sonra artik krishan gibi biz de indian coffee house mudavimi olduk. indian coffee house hindistan'daki kahve ureticileri kooperatifinin calistirdigi bi zincir, guneyde daha yogun olmak uzere her sehirde mevcut - hatta jaipur'da iki subesi var. kahvesi bi de masala dosalari pek guzel. aldigimiz bazi duyumlara gore bu kahve emergency zamanlarinda komunistlerin, aktivistlerin barinagiymis, gazeteciler arasinda da populermis.<br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846178_41bb66c28e_o.jpg" alt="IMG_6509" height="272" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846461_faecb34e97_o.jpg" alt="IMG_7658" height="204" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846460_7bede6e8ed_o.jpg" alt="IMG_7654" height="307" width="204" /><br /><br />daha once indian coffee house kahramani pul koleksiyoncusu krishan'dan bahsetme firsatimiz da olmamisti sanirim. gecen haftasonumuzu krishan'in evinde ucurtma ucurarak gecirdik. bize karabiber ve zencefilli cay ikram etti krishan ve ailesi. sonra kimi pullardan bahsettik; bize pullarustunebasilankirmizicancellationlar koleksiyonunu gosterdi. daha once bu "cancellation"larin herhangi bi degeri ya da cekiciligi oldugunu farketmemistim. krishan eger istersem beni postaneye goturup arkadaslariyla tanistirabilecegini, boylece bundan sonra mektuplarima en guzel pullarin yapistirilmasini saglayabilecegini soyledi. her is alaninin kendine gore kontaklari oluyor.<br /><span style="font-size:85%;"><br /><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO </span>/pink city'de bir cati/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/KRISHAN.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [1'26" 3,6 MB]<br /><br /></span><img src="http://photos5.flickr.com/4846347_3f9ca57906.jpg" alt="IMG_7644" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846343_a32a3d4f14_o.jpg" alt="IMG_7615" height="204" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846339_726c90d62b_o.jpg" alt="IMG_7623" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846340_4b102f99b6_o.jpg" alt="IMG_7605" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846346_412731ba67_o.jpg" alt="IMG_7628" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4846341_edca84d533_o.jpg" alt="IMG_7625" height="307" width="204" /><br /><span style="font-size:85%;">pazar gunleri pink city'de hayat catilarda devam ediyor. </span><span style="font-size:85%;"><span style="font-size:78%;">[arda]</span></span><br /><br />iki gun once jln marg'da yururken burnumuzu bi acikbufeli eglenceye sokuverdik, sonra farkettik ki bi nisana damlamisiz! iceri girdigimiz gibi etrafimiz cevrelendi, sonra gelinvedamatla beraber fotografimiz cekilsin diye protokole goturuluverdik. hemen iki yeni arkadas edindik, ellerimize birer tabak tutusturdu arkadaslarimiz. ardindan acikbufeye gonderildik beslenmek uzere. vurgulamaliyim ki bu nisandaki besinler jai singh'in suslu yilbasi partisindeki besinlerin hepsinden cok daha guzeldi - pakoralar ile meyvesalatasini gecenin sampiyonu seciyorum, butterpaneermasala gumus madalyayi haketti. nisanda herkes sanki sarhos, ama icki ikram edilmiyor, kimse icki de kokmuyor. buyuk bi paan tezgahinda tutun yapragina sarilmis bi tatli sunuluyor sindirime yardimci olsun, bu kadar yemegin ustune midenin yukunu azaltsin diye. israrlar ustune ben de bi paan yapragi atiyorum agzima - aman, ne kadar da cirkin bisey bu hindistan'in en populer tuketim maddesi paan! yemegimizi tamamlayip sicak sutumuzu de yudumladiktan sonra sahneye dogru yuruyoruz. sahnede iki delikanli "dhoom" esliginde dans ediyor (dhoom son aylarda hindistan'i kasip kavurmus bi film, muzikleri de ayrica meshur, her tasitin geri vitesi dhoom ile calisiyor). gozlerimizi kabartip koreografiyi ozumsemeye cabaliyoruz.<br /><span style="font-size:85%;"><br /><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO </span>/dhoom/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/WED.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [1'26" 3,6 MB]</span> <span style="font-size:85%;">***</span><br /><br />salonun diger tarafinda damada paralar takiliyor. damadin sandalyesi nisan hediyeleriyle dolu tezgaha bakiyor. eger yanlis anlamadiysam, gelinin dedesi nisan hediyesi olarak dogacak cocuklara oyuncaklar, misafirlere sekerler, damada gomlekler, geline sariler satin almis. tezgahin sol tarafindaki buyuk kolilerde gelecek gunlerde gelinin hayatini cok kolaylastiracak gerecler duruyor: camasir makinesi, televizyon ile buzdolabi. dede tum bunlari karsilamak icin en az bikac lakh (10^5) harcamis olmali.<br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846462_7b603fbacc_o.jpg" alt="IMG_7787" height="204" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos3.flickr.com/4846466_c515438f20_o.jpg" alt="IMG_7806" height="204" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4846584_573344187d_o.jpg" alt="IMG_7809" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4846583_dea4061f58_o.jpg" alt="IMG_7812" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4846585_00222b4856_o.jpg" alt="IMG_7817" height="307" width="204" /><br /><br />bir sure sonra tum misafirler nisani terkediyor, protokol dugun alaninda hazirlanmis uzun bi masaya kuruluyor, sonunda gelin ile damat da yemek yiyor. cicegi burnunda cift 16ocakta dunya evine giriyor. dugun davetini nazikce reddediyor, kapinin disindaki calgicilarla biraz oturduktan sonra tilak nagar'a dogru yollaniyoruz. bizi eve arda'nin cyclerickshawwalla arkadasi abdulrezzak khan birakiyor.<br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846463_ce209d8245_o.jpg" alt="IMG_7797" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4846586_063cecc0f5_o.jpg" alt="IMG_7821" height="204" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos3.flickr.com/4846589_eef67328b0_o.jpg" alt="IMG_7840" height="307" width="204" /><br /><br />cuma gunu (14ocak) jaipur'un en heybetli festivallerinden birine tanik olacagiz. ucurtma festivalinde herkes evinin terasina konuslaniyor, sehrin heryerinde sinirsiz miktarda mevcut ucurtmalardan toplayip birer birer gokyuzune saliyor. ucurtmalar arasi catismalar ile yarismalar gerceklesiyor. cuma gunu is gunu bile degil..yine krishan'lara ugrayip bu ailenin ucurtma ziyafetinde bi porsiyon edinmeyi dusunuyoruz.<br /><br />sonra cumartesi gunu jaipur'daki stabil hayatimiz sona eriyor. hooja house a15a artik ishbel ile laura'nin evi oluyor. gokce ailesiyle bulusurken arda burcuekingokce takimini beklemeye koyuluyor. delhi'ye yolculuk hindistan'da yeni bi donemin baslangicina isaret ediyor.. <span style="font-weight: bold;">[gokce]</span> [fotograflar: arda/gokce] <span style="font-size:85%;">[1 aydir postalanmayi bekleyen bir entry]</span>gokcehttp://www.blogger.com/profile/03993427012901507538noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1108248211171369712005-02-13T22:40:00.000+05:302005-02-15T19:00:16.886+05:30going south<br />24/01/04, somewhere in maharastra<br /><br />we arrive back in delhi after our one-week "golden triangle" tour. i and my new indiamates -dodo, gokce2 and ekin- leave gokce with her family at barista on connaught place. walking with our backpacks towards the ringo guesthouse, a scary little funny place giving the impression of a “gecekondu” built on the roof of a building that looks like may collapse at any time, “here we start” says dodo. we will be travelling for two more weeks together.<br /><br />after more than a few long discussions it becomes quite obvious that my new tourist group is more interested in seeing the south. jaisalmer and risikesh are taken out of the list, varanasi remains untouched, and two new and warmer destinations are added. “we’re going to bombay tonight” i say to my father on the phone. having lived in india for several months fifteen years ago, he’s almost sure while asking if we’re taking a flight. “no, we’re going by train” i say. the railway line connecting the capital to bombay is almost 1500 kilometres long. in india this is actually quite an ordinary distance to cover in one journey.<br /><br />we go to delhi’s main railway station in pahar ganj to buy our tickets. all trains for the next ten days seem to be reserved. buying a train ticket in india is not an easy task. every station has its own quota, and that requires many seats to remain empty until that particular station. then comes other privileges for state workers, vip's, railway workers (this is nothing to underestimate considering that no less than one and a half million people earn their lives working for the state railway company - known to be the the biggest employer on earth), and fortunately for foreign tourists. a column in daily papers gives information about trains between major stations. the column is not a bare timetable – it actually contains no time data. the only field in the table is a date showing when the first seat on that particular train becomes available. in india, travellers don't get much to say about their own travel plans.<br /><br />getting a ticket with a confirmed reservation is quite a rare event. many people buy wait-listed tickets with a hope of moving to the top of the list before the day the train leaves. just before the departure, heaps of people rush to the name lists posted on the railway platforms trying to find out if they will be able to travel on that train. if they're not on the list, they go back to the chaotic reservations hall and queue again to put their names on the waiting lists of other trains. having liberalised its systems to a large extent in the last decade, india still retains numerous traces of its socialist past. in a country of one billion citizens, this is certainly a convenient way of running certain things. being the second largest rail network in the world, indian rail transports 12 million passengers every day.<br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4685788_b723c579c8.jpg" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4685790_02c42ccb6a.jpg" height="230" width="307" /><br /><br />trains are organised in a grid system. many trains start from one end of the country and cover the entire distance till they reach another major station at an opposite end of the country. the train i’m sitting on right now has started its journey in amritsar, a city in the north west - on pakistani border, and travelling through the capital it finally reaches bombay in no less than 40 hours. that a train is covering such huge distances does not necessarily mean that it’s an express train - it can even be a local train stopping in every single village. around 11 am, about 14 hours after getting on board, we stop in bhopal, capital of madya pradesh, one of the inner states of the country. i open my guide book to read a little about the city - unfortunately famous for nothing but being the site of the largest industrial disaster in the history. in a section labeled “getting out of bhopal” it gives information about various trains heading for major destinations around the country. “the one train to avoid on this route is the super slow amritsar-dadar express”, it notes. amritsar-dadar express is the train we are still on after 24 hours of travelling. i then read that it’s possible to get to bombay from delhi in no more than 16 hours by the "superfast" rajdhani express. <br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4685794_3ad7a65f42.jpg" alt="" height="307" width="230" /><br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4685789_797a16e41b.jpg" alt="" height="230" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4685793_fda0ef82f9.jpg" alt="" height="307" width="230" /><br /><br /><img src="http://photos4.flickr.com/4685795_5e95520c71.jpg" alt="" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos3.flickr.com/4685890_1ad76a72cb.jpg" alt="" height="204" width="307" /><br /><br />spending twice more time, however, is nothing to regret about. after three months in the subcontinent, this is my first long train ride. starting in delhi, going through uttar pradesh, madya pradesh, and finally arriving in maharastra, it is fascinating to observe how everything changes. after a night of freezing in sweaters and sleeping bags, we are now sitting here with only shirts on and the windows open. people sitting next to us are no more northern indians resembling the south eastern people of turkey - or middle easterns in general - they are now closer to the indian prototype in my mind (don’t ask me what that means as i can’t really describe it either..) yellowish desertish fields with not much green have now been replaced by banana plantations and palm trees. <br /><br />people are still as warm and friendly as ever. a young guy sitting next to us takes out a sheet and a crayon - and without saying a word he starts to sketch a drawing of ekin sitting opposite me. he speaks no english. then i notice that he is not able to communicate easily with the other guy who’s been sitting next to us since the morning either. the language has also changed: this part of the country speaks marathi, a language entirely different from hindi.. [to be continued] <span style="font-weight: bold;">[arda]</span> [first 5 photographs by burcu]<br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4685892_f4f196c49d.jpg" alt="" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos3.flickr.com/4685891_f6a22e5a54.jpg" alt="" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos5.flickr.com/4685893_129eb8df99.jpg" alt="" height="230" width="307" />ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1107087453728377342005-01-30T17:34:00.000+05:302005-01-30T17:55:30.360+05:30grooms wanted<br />this has been waiting to be posted for a long time. don't hesitate to try your chance if you think you could be the one - all you should do is send an e-mail..
<br />
<br /><img src="http://photos3.flickr.com/3986340_eaab89fea2.jpg" />
<br /><span style="font-size:85%;">a clipping from the matrimonial column of "the hindu", one of the more serious newspapers of the country. follow <a href="http://colaba.blogspot.com/2004_12_14_colaba_archive.html"> this link</a> for more on indian marriages.</span>
<br />ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1107082078116933262005-01-25T21:16:00.000+05:302005-01-30T16:27:38.906+05:30istanbul<br />hint havayollari ucaklarinin republic day toreni provalari nedeniyle havaalaninda yarattigi kaostan kurtulup uzun bekleyislerin ardindan istanbul'a ulastim. havaalanina giderken once bindigimiz taksininlastigi patladi - neyse ki alanin icindeydik patladigi sirada- sonra left luggage departmaniyla uzun tartismalara giristim, ama bi sekilde once bavulumu aldim. ardindan tablami yerlestirme pesine dustum. tablanin icindeki mini cekic once babamin boarding cardinin rehin alinmasina, sonra da istanbul havaalaninda yeniden yeniden beklememize yol acti.. tabla ucagin hicbiyerine sigmadi, hosteslerle iyi iliskiler kurup tablaya dolaplarindan bi kose bagislamalarini istemek zorunda kaldim.. neyse canim, su anda tablam safe and sound, salonda uyuklamakta.
<br />
<br />yolculugun kendisi pek ilgincti - bi yanimda hindistan yuksek
<br />mahkemesinden bi avukat, diger yanimda bizim guneydeki komsu ulkeden gelmis bi jeep safari rehberi oturmaktaydi. arundhati roy'un algebra of the infinite justice kitabini okurken hindistan yuksek mahkemesine yapilan gondermeleri bire bir mahkemenin icinden biriyle tartisma firsatim oldu boylece - roy'un bahsettigi davanin son asamalarini takip edebildim. hindistan etkisiyle olsa gerek bu avukati hemen yemege davet ettim, persembe aksami biraz istanbul gosterebilirim kendisine. diger yanimdaki rehber efendi ise bana ucagin ilk bolumunde istanbul'u ne kadar sevdigini ve orada yasamaya nasil bayilacagini, ikinci yarisinda da nepal'in dogal guzelliklerini anlatti. vietnam'a kesinlikle gitmem gerektigini ekledi bi de.
<br />
<br />istanbul'a geri geliyo olmanin muhasebesini yapmak 7 saatten fazla suruyo, belki de kara yolunda icine sindire sindire tepmek gerek tum bu kilometreleri. hala nasil bi anda hindistan'da degil de istanbul'da oldugumu kavrayabilmis degilim. telefonumda airtel yerine turkcell yaziyo olmasi bile garip.
<br />
<br />istanbul ataturk havaalani ne kadar parlak anlatamam. heryer tertemiz ve teknolojik- yuruyen bantlar, isikli reklam panolari var etrafta. turistleri telefon operatoru secmek konusunda yonlendirmeye cabalayan avea turkcell reklamlari kapismacada. kimse battaniye giymiyo, copculerin bile cep telefonlari ve duzgun ayakkabilari var. etrafta konusulanlari anliyo olmak da cok ilginc ayrica, hindistan'da tum bu sokak ivir zivirlarini anlamayarak neler kacirmisiz acaba.. keske dili tam olarak ogrensem de biraz daha derinlemesine kavrayabilsem hintli dunyasini.
<br />
<br />bagaj toplama alanina vardigimizda ucaktan inen tum turistler tuvalete bile ugramadan free shopa kostular. donup kaldim. hindistan'da gordugumuz tum acilarin ustune -ki bu insanlar da bi kismina tanik olmus olmali bizim gorduklerimizin- nasil da luzumsuz parfum ve losyon ve luks paketlerde cikolatalari gonul rahatligiyla, kayitsizca, 7 saat once karsilarinda duran manzarayi hice sayarak satin alabildiler anlayamadim. onceden aklimda soru isaretleri yaratan bu tip luksler artik son derece rahatsiz edici. tablamin cekicini yer gorevlisinden teslim alip havaalanini insanlikla ilgili derin umutsuzluklara kapilmis olarak terk ettim. disarida lapa lapa kar yagiyordu. yine de bogaz koprusune gelene kadar istanbul'a gelmis olmaya dair herhangi bi heyecan tasiyamadim, aklimin cok buyuk bolumunu hindistan'da birakmisim galiba, ama bogazin ne kadar buyuleyici oldugunu anlatamam.. istanbul'a turist gozuyle bakisimin ilk asamasinda bogaza 10 uzerinden 1000 veriyorum. kar yagarken bogazi izleme deneyimine 10 uzerinden 100000 bile verebilirim. denizi ne cok ozlemisim.
<br />
<br />dayimlara ulastik. aysincim sicak corbalar pisirmis, ruyalarimi
<br />susleyen zeytinyagli taze fasulye yemegi bile mevcuttu sofrada.. sonra caydanlik ve cay demleme seansi, fotograflara goz atmaca ve yumusak/temiz/sicak bi uyku. eve girdigim gibi kimseye merhaba diyemeden banyoya attim kendimi, ustumdeki giysileri cikarip bi cop posetine doldurarak bursaya gonderdim. pharganjin camurlu hali pislik duzeyimi doruklara tasimisti zaten, hindistan'dayken bile bakima ihtiyac duyar haldeydim, istanbul hayatinin bu pisligi tolere etmesi mumkun degil.
<br />
<br />pazartesi sabahi erkenden uyandim. dayim mesaiye giderken ben de istanbul'u yeniden kesfe ciktim. leventten metroya binip taksime geldim - tilak nagar'dan rickshaw'a binip mi road'a degil. once durakta saz calan muzisyeni dinleyip kaydetmek istedim, sonra metro duragindaki sergiye takildi gozlerim - cocuklara ne olmak istediklerini, kendilerini yirmi yil sonra nerede goruyor olduklarini sormuslar. bazilari ford focus bazilari doblo araba istemis, hepsi evlenmeyi umuyor, cogu ozel bi sirkette calismak pesinde. cocuklarin boyle gercekci ve bireysel hedefleri olmasina sasirmakla kalmadim, bi de hindistan'daki bi cocugun ruyalarindan ne kadar farkli olduklarini tartip tartip durdum. en basit bi karsilastirma: hindistan'da bi cocuk bi honda hero motosikleti olmasini hayal eder heralde, ford focus yerine. ben cocukken dedektif olmayi hayal ederdim. istiklal'de iki adim attiktan sonra yeni acilmis dedektiflik burolarini goruverdim - demek ki benim hayallerim de oldukca gercekciymis, her ne kadar su anda dedektiflik isi pek cekici gorunmese de. sayin yolcularimiz taksim bu yondeki son istasyonumuz.
<br />
<br />istanbul'da herkes koyu renk paltolara burunmus, dev botlar giymis. hindistan'daki rengarenk giysili, terlikli ve battaniyeli karakterler burada yok. herkesin surati daha bi puslu, bi de herkes daha bi cabuk. hint zamani kavrami hindistan'daki insanlari daha bi yavas yurumeye itiyo heralde, burada adimlar daha sik daha aceleci. bi de herkes yururken cep telefonuyla konusmacalarda - ki hindistan'da cep telefonu pek gorunurde bisey degildi, cep telefonu+hindistan google edince cikan sonuclar: chatin adli telefon kusu tiki genc ve kiz arkadas maceralari ile telefonuyla cektigi parti fotolari. taksim yine cok etkileyici, yine cok guzel. turist gozuyle istanbul'u izleyisimin ikinci turunda taksim'e de 10 uzerinden 10 veriyorum.
<br />
<br />ara kafe'de disarda oturup kahve icme, ustune robinson crusoe'da kitap karistirma, tunele kadar yuruyup meydana geri gelme, eski arby's yeni simit sarayi guzel terasli binaya yerlesip taksim meydanini izleme.. etrafta elele dolasan ciftler mevcut, kimileri opusmecede, sokaklarda neredeyse erkeklerle ayni sayida kadin var. bi de dinin turkiye gostergeleri hindistan'a gore ne kadar donuk ve soluk, sakalli amcalarla turbanli hanfendiler hic de eglenceli degiller, ganesh'e tapan sadhulardan sonra...bunlar ustune suleymaniye'ye bi yolculuk, ara sokak pazarlarini kesfetmeler, eminonu'ne oradan sirkeci'ye yuruyus, ustune galata koprusunde manzaraya karsi bi bira ogutmece, restoran sahipleriyle sohbetlesmece. balik ekmek tezgahlarina bakakalip aksam yemegini evde yemek hedefim ustune balik ekmegi baska bi gune ertelemece. karakoy - tunel - istiklal - metro. yine leventteyim, dayimin arabasiyla karsiya geciyoruz, evde paltomu ve
<br />kazagimi cikarip tshirtle oturuyorum. dayima galata koprusu oturmacami anlattigimda balik ekmek tezgahlari cok mu pis gorundu ondan mi yemek istemedin diye soruyor - o kadar ironik bi soru ki bu hindistan'da mideme indirdigim tum samosa ve kacori ve binlerce nepali ogununu dusundugumde.. balik ekmek cam vitrinin arkasinda son derece hijyenik gorunuyor. bi de balikekmek 2.5 liraaaa diye bagiriyo ya saticilar, sanki yuzyil oncesi turkiye'ye filan donduk, 2.5 lira ne demek.
<br />
<br />biraz sonra yeniden dayimin arabasina kurulup levente gidiyorum. bugun yine turistim istanbul sokaklarinda, ama artik yanimda fotograf makinem de var- herseyi daha yogun belgeleyebilirim. dun suleymaniye pazarinda gordugum tufekli orumcek adam mankeni ve sira sira ayakkabi boyacilari da bu sayfada olmayi hakediyor sanirim. tamam sayfamiz hindistan sayfasi ama biraz istanbul'la karissa bisey olmaz di mi.
<br />gokcehttp://www.blogger.com/profile/03993427012901507538noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1106636113029682052005-01-24T11:46:00.000+05:302005-02-16T02:49:01.743+05:30jaisalmer<br />carsamba sabahi ofis yoluna dustugumde aklimda raporumu bi an once bitirip jaisalmer'e kosmaktan baska hicbisey yok. upuzun bi gun, binlerce sorun, arada hergunluk 2 saat sureli elektrik kesintisi.. sonunda saat4 ve otobus bileti almak uzere mansarovar bilet gisesindeyim. jaisalmer'e direk bilet kalmamis tabii, jodhpur ustunden basliyoruz seferimize. otobusumuz buzdolabi isisinda, pencereler kapanmak, ruzgar durmak bilmiyo.. jodhpur'da yeni otobusumuze gectigimizde diger jaipuri arkadaslarimizla karsilasiyoruz, ve titremeye bu sefer yeni bi otobus havzasinda devam ediyoruz. jaipur-jodhpur arasi yolculuk pek sarsintili degil, yollarda daha az cukur, daha az tumsek var. ama jodhpur-jaisalmer seferi, ziplayan koltuklar ve sarkilar mirildanan yolcularla karmancorman. iste etrafimizda colu gormeye basliyoruz, gunes yavas yavas doguyor, etraf simsicak oluyor sonunda. arka pencereden otobuse dolan gunesle hepimiz mayisiveriyoruz.<br /><span style="font-size:85%;"><br /><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO </span>/otobus/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/MVI_6190.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [1'26" 3,6 MB]<br /></span><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/img_6369_2.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_6950.jpg" /><br /><br />yolculuk sirasinda rehber kitabimizin jaisalmer ustune fikirlerini aliyoruz. rough guide diyor ki, otobus duragina geldiginizde karsiniza binlerce otelci rickshawcu herseyci cikicak, sakin hicbirine kanmayin, bu israrci safhayi asmayi basarirsaniz kandirilma ihtimaliniz epey azalacaktir! otobusten adimimizi attigimiz gibi bi kere daha rough guide'a verdigi dogru bilgiler icin tesekkur edip cantalarimizi hicbi jip soforu, rickshaw-walla ya da otel temsilcisine kanmadan toplamaya cabaliyoruz. butun bu kaosun icinde buyuk grubumuzu birarada tutmak oldukca zor, ondan bi noktada herkes parcalanip farkli otellere farkli ulasim araclarina dagiliyor. arda ile gokce kalenin icine dogru adimlarini hizlandiriyor- ama oncesinde bu karmasayi, ve turistleri karmasadan koruyan polisleri dokumente ediyor.<br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO</span> /otobus terminali/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/MVI_6194.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [2'39" 6,4 MB]</span><br /><br />jaisalmer sari tas binalari, yuksek kalesi, col manzarasiyla pekala bi arap kenti de olabilirmis. arda bol bol mardin anilarindan parcalar sunup jaisalmer'i anadolunun guneydogusu ile karsilastiriyor. kalicak yer arayip kaleyi kesfederken onceden gordugumuz kale sehirlerini hatirliyoruz (sanmarino/dubrovnik/rodos..), ama jaisalmer hepsinden daha ince, hepsinden daha ozenle insa edilmis. daracik sokaklarda yol almak icin ineklerle hesaplasmak gerekiyor, yine de unesco'dan bolbol yardim alan bu kent hindistan'a has pislik ve kokulardan mahrum kalmis, turizm kabardikca sokaklarin tozunu alan hanimlar beyler ortaya cikmis. onceleri deve safarisine giden yolda sadece bi durak olan jaisalmer, bundan boyle hindistan'da gordugumuz en etkileyici kentlerden biri. daracik sokaklara dalip ciktikca, sokak calgicilariyla kaynasip avrupai merdivenlerde oturdukca daha da sevimli hale geliyor burasi. colun gobegindeki koylerini jaisalmer'de calismak icin terketmis rajasthani erkekler de turistlerle icice ola ola degismisler; kaldigimiz temple view hotel'in calisanlari bu akimin hayatlarini nasil etkiledigini iste boyle acikliyor:<br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO</span> /"when i see white people..."/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/MVI_6196.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [51" 2,1 MB]</span><br /><br />esyalarimizi birakacak bi oda buldugumuz gibi kesif gezilerimizi yogunlastiriyoruz. jaisalmer col manzarali rooftop restoranlarla dolu, herbirinden iceri burnumuzu uzatip sarimsak kokusu en baskin olanda bi ogunumuzu geciriyoruz. burada calisanlar sadece colden gelmiyor, nepal ve tibetteki issizlikten kacanlar da rotalarini jaisalmer'e cevirip burada restoranlar acmislar: boylece ilk yemek yedigimiz yer little tibet. little tibet'te free tibet sloganlari duvarlari kapliyor, iceri girdiginizde sizi bi tibet bayragi karsiliyor.. onumuzdeki aylarda tibetle daha icli disli olmayi umuyoruz arda ile ben. sonra bu rooftop'i terk edip inekler arasinda jaisalmer'i turlamaya devam ediyoruz.<br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_6992.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_6998.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7003.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7016.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7018.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7014.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/img_6993_2.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7013.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7010.jpg" /><br /><span style="font-size:85%;">tuvalet kagidi hindistan'in geri kalaninda oldugu gibi burada da turistik bir urun olmaktan oteye gecemiyor.</span><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/74932.jpg" /><br /><br />yapmamiz gereken onemli bi is ertesi gun atilacagimiz deve safarisinin detaylarini organize etmek - kimkimgidiyoruz/ hangiturakatiliyoruz/ noeldecoldemiyiz(tamam, bu soru turkiye contextinde sonderece anlamsiz ama burada "devoted christian" arkadaslarimiz da var)/ hangidevelerisahipleniyoruz? jaisalmer'i onceden ziyaret etmis arkadaslarimizdan aldigimiz duyumlar dogrultusunda ganesh travels'i tercih edip profesyonel tur operatorumuzle tanisiyoruz. colde takip edecegimiz rotayi, beraber yolculuk edecegimiz "camelman"leri, ziyaret edecegimiz koyleri bize birbir anlatiyor. ertesi gece duzenlenecek noel kutlamasini tarif edip bizi coldeki bu festiveevening'e davet ediyor. yakinda geri donecegimizi bildirip bu teklifi degerlendirmek uzere ganesh travels'dan ayriliyoruz. bi de pepsi ile raju'yu bize ayirsinlar ertesi gun, bu develerin ununu duyduk diye sipariste bulunuyoruz. thar colunde turlar atan iki deveyi taniyo olmamiz ne abes. hele hele bu develerden birinin isminin pepsi olmasi iyice ironik. gerci daha sonra duydugumuz deve isimleri arasinda pepsi o kadar ilginc de degil (diger deve isimleri: john major, tiger..). cok yakin vakitte bu develerle daha da icli disli olacagiz. bi kac gun sonra, artik develer hakkinda bi kullanma klavuzu hazirlayabilecek kapasitedeyiz.<br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7027.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7465.jpg" /><br /><br />jaisalmer pakistan sinirindan sadece 150km uzaklikta. bu hassas sinirin guvenligi saglamak uzere hindistan bolbol asker gondermis jaisalmer ve civarina, ondan sokaklarda subay kafileleriyle karsilasmak son derece olagan. meydandaki merdivenlerimize yeniden oturdugumuzda etrafimizi boyle bi kafile kusativeriyor, tabii goodname'lerimiz ile goodcountry'lerimizi merak ediyorlar. askeranil bizimle sali aksami raj mandir'in onunde bulusmak istiyor. hemen telefonlar degistokus ediliyor; anil sali aksami olmasa bile jaipur'a geldigi gibi bizi arayacagina soz veriyor. hindistan'daki bu sosyallesme tarzina neredeyse alistim. sokakta karsilastiginiz cogu insan telefon numaranizi aliyor, bazen arayip hatrinizi soruyor. kapinizi calip "ziyarete geldim" diyen bi takim raullar bile oluyor ("arda benim arkadasim, dun shivaji marg'da tam 2dakika konustuk, burada oturdugunu da biliyordum, ondan bi ugramak istedim." "ne yazik ki arda burada degil, 10gun boyunca ugramayacak tilak nagar'a.") tilak nagar'daki tek yabancilar oldugumuzdan etraftaki herkes bizi taniyor, herkes arkadasi sayiyor bizi. hem arkadasligin buradaki tanimi isim ile ulke bilgileri sayilir.<br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7044.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7064.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7051.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7072.jpg" /><br /><br />jaisalmer'de gunes batisi izlemek icin belirlenmis noktalar mevcut: bknz. paradise hotel'in terasi. saat 5i gecmeye basladiginda toparlanip bu terasa gidiyoruz. paradise hotel bizim kaldigimiz hostellere gore oldukca bakimli, manzarali, muzikli, cayli. gunesbatisi eglencesini daha da cekici yapmak icin rajasthani calgicilar buyuruyor bu terasa, turbanlarini bi cirpida baglayip sarkilar soyleyip dans etmeye basliyorlar. ilk gozagrimiz raide sarkisini (pushkar3 adiyla sahifemizde yayinlanmis olan rajasthani sarkiya biz raide der olduk) soylesinler hadi bu muzikciler de! raide'yi yeniden duymak icin coldeki "festive evening"i beklememiz gerekiyormus fakat. gunes batisini hayranlikla izledikten sonra jaipur'daki "traineedinner"larin bi replikasini yasamaya yollaniyoruz. ardindan sokaklarda dolasmaca, temple view hotel'in terasinda temple'i view etmece. yarin cole gidiyoruz.<br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7118.jpg" /><br /><span style="font-size:85%;">jaisalmer'de bir bakkal.</span><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7086.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7105.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7111.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7115.jpg" /><br /><br />daha once hic colde bulunmadim. colun sessizligini, yalnizligini bi de yildizlarini merak ediyorum. colde yasayan insan/hayvan/bitkilere bi cesit hayranlik besliyorum. colun aklimdaki yansimasi cok uzaklarda bi ates demeti, etrafina dizilmis dunyadan uzak insanlar kafilesi, herkes sakin ve dusunceli. devem pepsi hakkinda da soru isaretleri mevcut kafamda: her ne kadar gectigimiz haftalarda devedavranislarini izlemek icin bolbol imkanim olduysa da, deveyi-tasit-olarak-kullanmak kavramindan hala oldukca uzagim. acaba deveden dusmek mumkun mudur? devemden kosmasini nasil rica ederim, ya da daha onemlisi, durmasini nasil saglarim? pepsi aka colddrink'in sahibi uudwalla adem eger baska bi yone gider, beni terkederse, yalniz basima deve davranislarini kontrol edebilir miyim? acaba bacaklarim ne derece tutulur, ertesi gun yurumeyi, ya da yeniden pepsi'nin ustune tirmanmayi basarabilir miyim? ertesi gun sorularim cevaplanmis olacak.<br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7435.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7446.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7449.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7458.jpg" /><br /><span style="font-size:85%;">dar bir sokagin kosesindeki hannuman ikonu gelip gecenler tarafindan selamlaniyor. nicole'un "bu tanriyi nasil ciddiye alabilirler ki?" seklindeki sorusu pek politically correct olmasa da oldukca mesru gorunuyor. [arda]<br /></span><br />cuma gunu coloncesi alisverislerimizi tamamliyor, satin aldigimiz andan itibaren birnumarali gerecimiz olacak battaniyelerle tanisiyoruz. saat3te ganesh travels'in onunde devesorumlulariyla bulusacagiz. sonra jiplere atlayip colun merkezi bi noktasina, en yakindaki sanddune'a ulasacagiz. cuma gunu devetirmanisi yok, sadece col ile tanisma, aksam noel yemegi yeme, bi de kuklalar ile sarkicilar mevcut programda. acaba bu festive evening fazla turistik, fazla hindistan'dan uzak bi aksam mi olacak? paketturistlerle beraber mi gecirecegiz geceyi? noel aksami hem safarisini tamamlamis olan cilginlar, hem de daha develerle iletisime gecmemis comez colculer bulusuyor bu 1numarali sanddune'da. ortam tahmin ettigimden cok daha sevimli ve sicak - of o kadar ironik ki sicak diyo olmak bu ortam icin (bknz titreyen insan resimleri). yildizlari izleyip, raide dinlemeli, col yemeklerini mideye indirip cesitli turistlerle kaynasmali bi aksamin ustune titremeli bi uyku sureci, gunes dogarken gozlerimi acma, ay-batar-gunes-dogarken-gokyuzu manzarasina hayran olma. devesorumlulari gunes dogmadan uyaniyor, saat7 sularinda uykucu turistleri cayla kandirip hayata dahil etmeye cabaliyor. fistik ezmeli kahvaltimizin ardindan artik cole atilmanin zamanidir.<br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7143.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7157.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_6289.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_6345.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7234.jpg" /><br /><br />raju megersem bir devenin degil, uudwallalardan birinin ismiymis. raju'nun iki devesinden birinin ismi bapu - raju yoksa bapu'yla idare etmeyi kabul ediyor arda. ben pepsi'nin horgucunde yerimi aliyorum. develer oturmak icin iki kez katlanmaya mecbur - boylece ayaga kalkma aninda once ileriye dusucek gibi oluyor, sonra kendinizi arkaya savrulmus buluyorsunuz. ayaga kalkma anindan sonra deve ile iliskilerimde herhangi bi tedirginlik duymuyorum.. ta ki kafilemizdeki singapurlu bi teyze devenin boynundan asagi kayip ayaklarinin altinda de(b/v)elenene kadar. singapurlu teyzenin 7yasindaki sofistike oglu annesine cikisiyor, deveye binmeyi bile beceremiyorsun, even a 7yearold can do it! deve safarimizin onemli kahramanlarindan biri zaten bu pepsi ile yasit genc, her konuda bilgili, mobil bi ansiklopedi gibi. yine de ilk ugradigimiz koydeki ansiklopedik grafitiler herhalde hepimize oldugu gibi bu genc beyefendiye de unuttugu aliskanliklari hatirlatiyor: bi elinizi kafaniza digerini karniniza koyun. tirnaklarinizi makasla kesin. ellerinizi yikayin ardindan. bu duvar resimlerinin ununu hindistan'a gelmeden once internette duymustuk, simdi gercekleriyle karsilasmak cok heyecanli.<br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7192.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7197.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7375.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7387.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7227.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7343.jpg" /><br /><span style="font-size:85%;">coldeki yuzlerce yeldegirmeninin bir kismi hindistan ordusunun pakistan sinirina yakin birimlerine elektrik saglarken diger bir kismi koyler icin uretim yapiyor. uretilen tek tarim urunu patates olan bu koylerde elektrik onlarca metre derinlikteki suyu cikartmak icin kullaniliyor. hindistan'da boyle bir sistemin varligi ilk basta bizi sasirtsa da elektrik paylasiminda da cok buyuk adaletsizlik yapildigini, sadece yuksek kastlardan insanlarin yasadigi zengin koylerin elektrige erisimi oldugunu ogrenmemiz fazla zaman almiyor. [arda]</span><br /><br />ne yazik ki koy ortaminda o kadar da anlamsiz gelmiyor duvarda boyle resimlerin varligi - oyle bi yokluk icindeki rajasthan col koyleri, evlerin icinde eskiden oraya ugramis turistlerin biraktigi bi iki malzeme ile el yapimi kapkacaklar var. camurdan yapilmis evler buyuk aileleri barindiriyor, ama erkekler hep uzakta calismakta, evler kadinlar ve cocuklari ile dolu. kadinlarin 15yasinda tutturduklari cocukdogurma ritmi yaklasik 15yil devam ediyor, sonunda bi ordu yavruya sahip oluyorlar. herkes oldugundan cok daha yasli gorunuyor: sicak ile susuzluk, guvenlik, saglik ve altyapi hizmetlerinden yoksunluk hayati ne kadar zor yapar. koyde olay ciktiginda polis cagirmak icin yuzlerce rupi odemesi gerekiyor olay sahibinin. polisi cagirabilen zengin taraf herzaman haksavasinda da galip geliyor. jaisalmer'de yasayan koy ogretmeni hergun koy koy dolasip okullari renklendiriyor, ama cocuklarin okuldan once yapmasi gereken baska isler var, koyunlari gutmek tarlayla ilgilenmek gibi. yine de koyde dolasmaya basladigimiz gibi etrafimizi kalem isteyen ilkokul ogrencileri sarmaliyor. hepsi fotograf makinesinin merceginde yuzlerini gormek istiyor. gozleri kajalli cocuklarin hepsi ne kadar guzel.<br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7358.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7360.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7363.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7366.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7370.jpg" /><br /><br />koyleri biraz inceledikten sonra develerimize atlayip yolculugumuza devam ediyoruz. develerimiz ara ara yemek molasi veriyor, kafileden ayrilip yandaki calicirpilari yemeye koyuluyor. daha once hic kendi ozgur iradesi olan bi tasitim olmamisti - ilerlerken yoldaki cukurlara ya da kaktuslere dikkat etmem gerekmiyor, pepsi kendi guvenligi icin zaten bunlara dikkat ediyor, iste ben de gercek anlamiyla bi "freerider"im. boylece, cukurlara dikkat etmemenin bedelini yemek molalarinda sabirli davranarak oduyorum.<br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO</span> /pepsi/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/MVI_6309.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [36" 1,5 MB]</span><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7247.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7276.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7289.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7290.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7292.jpg" /><br /><br /><img src="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/images/IMG_7298.jpg" /><br /><br />colde iki gece iki gunun sonunda develerimizi kos komutu dur komutu vermeyi ogrendik. otur komutunun verilemez oldugunu gorduk. bazi develerin lider deve olduklarini, ne kadar durdurmaya cabalasan da en onde kosucaklarini kanitladik (bknz. arda'nin devesi, bapu). belki deve yarisini daha erken kesfetsek daha rekabet dolu bi hale bile getirebilirdik gunlerimizi. safari oyle bi anda bitiverdi ki, bi kac gece daha gokyuzunu izleyerek uyuyasim vardi sanki. bu yazi da safari gibi bi anda bitsin hadi. <span style="font-weight: bold;">[gokce] </span><font>[fotograflar: arda]<br /><span style="font-size:85%;"><br /><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO </span>/deve kakalari/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/MVI_6356.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [49" 2 MB]<br /><br /><span style="color: rgb(255, 204, 0);"><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO</span> </span>/deve ustunde hayat/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/MVI_6377.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [8" 0,4 MB]<br /><br /><span style="color: rgb(255, 102, 0);">VIDEO </span>/deve yarisi/ <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/MVI_6387.AVI">[DOWNLOAD/PLAY]</a> [48" 2 MB]</span><br /></span></font>gokcehttp://www.blogger.com/profile/03993427012901507538noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1106483825347520032005-01-23T17:29:00.000+05:302005-01-23T18:07:05.346+05:30back on the net<br />it feels sad to see that the last entry here was posted almost a month ago.
<br />
<br />the last few weeks have been crazy. first the jaisalmer trip, then the new year's eve, a couple of weeks in jaipur trying to plan the following weeks, a goodbye to jaipur at least for a while, travelling with gokce's family for a week, and finally here i am, typing this post in a crappy internet cafe in delhi's pahar ganj, waiting for a long long train ride to bombay, a city that's now filled with confused memories of the first encounters with the subcontinent.
<br />
<br />dodo, ekin and gokce (another one), my friends from istanbul, arrived here a few days ago and we'll be travelling around for a couple of weeks. gokce is now on a plane heading for istanbul and she won't be back before the 13th of february.. she typed a lot of stuff to be posted here before we left jaipur, but i've never got the chance to hook the laptop on the net and post them - and having left the floppy in my backpack locked in the guesthouse a few kilometres away from here, i won't be able to do it at least for another couple of days..
<br />
<br />you can be sure that the blog will be running again at full speed starting from this week. tens of photos and some write-ups are waiting on the dusty discs of the hard drive - but i'll need a couple of more days to organise them for the web. more and more will be coming as we'll be moving around the country non-stop until the 4th of feb.
<br />
<br />keep checking back often, see you in bombay!ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1104133411454183242004-12-27T14:15:00.000+05:302004-12-27T13:13:31.453+05:30earthquake<br />after our rearrival in jaisalmer following a couple of days in the middle of the desert, i couldn't figure out the meaning of the insistent "are you ok?" messages on my cell until i received a call from my father excitedly speaking about the earthquake in south east asia.
<br />
<br />the magnitude of the disaster is unbelievable - but we're safe and fine, thousands of kilometres away from the effected areas. in this rajasthani desert town, people don't seem to know or care much about what's going on outside. some were sitting and joyfully watching a cricket game in a cafe in jaisalmer fort last night until we begged them to switch to a news channel for a few minutes. in the end they did, but it didn't last much - about half an hour of bbc , a bollywood vcd was inserted into the player.
<br />
<br />we're still in jaisalmer and heading back to jaipur tonight - i have to leave now but i'll post more tomorrow.ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1103720378506774542004-12-22T17:56:00.000+05:302004-12-22T18:29:38.506+05:30christmas break<img src="http://photos2.flickr.com/2433784_060d23abc3.jpg" alt="110371914869661.png" height="277" width="277" />
<br />
<br />after a week of inactivity, we finally posted some stuff yesterday and today. you can scroll down to read them.
<br />
<br />tonight we're leaving jaipur for jaisalmer, a city about 12 hours to the east of jaipur. visiting a medieval rajasthani desert town only several hundred kms away from pakistani border, maybe an overnight camel safari on thar desert - sounds quite interesting. we should be back by next tuesday.
<br />
<br />have a great time till then.
<br />ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1103717467845246262004-12-22T16:20:00.000+05:302004-12-22T17:52:49.086+05:30bubble baths for gods<br />in jaipur’s infamous “monkey temple”, the sadhu who’s speaking a flawless english explains: “we’re not just sitting and praying here. it’s also our responsibility to take care of our gods. you get up in the morning and brush your teeth – the gods also have such needs. they need to eat. similarly, they need to take a bath every day.”
<br />
<br />“you wash the gods?” asks someone, totally fascinated with the idea.
<br />
<br />“of course”, he says. “they have their own bubble baths. we wash them first. and then we can take a bath in the same water.”
<br />
<br />they look quite shiny and clean indeed.
<br />
<br />this sadhu looks more like a tour guide to me. he’s very concerned about trying to tell “something interesting” to curious tourists who probably don't know much about his religion. he knows what these people, tourists, particularly those “india type of tourists” who’ve spent an afternoon hiking those hills to reach his temple, are likely to be looking for. he knows that they are probably there to appreciate his beliefs, and they value the diversity it brings to <span style="font-style: italic;">their</span> world. they would probably be the types who would be happy if they once more confirmed that his religion and theirs do not clash, but in fact are pieces of a whole.
<br />
<br />he needs to adjust his messages to cater the needs of his “target segment”. after the “interesting part” about washing the gods – something he knows would never be acceptable in the religions the members of his target audience are likely to be following (or at least are familiar with) – he needs to switch to another dimension and talk about another feature of his product, and this time tell something that they’d more likely be confirming rather than simply being fascinated with. like reciting some carefully written advertising copy, or maybe a passage from “hinduism for dummies", he goes on:
<br />
<br />“there’s only one god. each culture, each religion, has created different names or icons for it. we have three gods in this religion: brahma (the generator – the one who generated, created the universe), vishnu (organiser, the one who organises and preserves everything), and shiva (the destroyer) – Generator Organiser Destroyer – take their initials and what you get is <span style="font-style: italic;">GOD</span>.”
<br />
<br />then he talks about the financial status of his temple; how it is a private one as opposed to many of them supported by the government, and that one of the main sources of revenue is coming from the sale of photography and filming permits.
<br />
<br />i’m certainly not implying that hinduism is less friendly or accepting to other beliefs than the sadhu claims it to be, but i also can’t believe that they’re among the matters of primary importance to him. i'm also not convinced that “washing the gods” part was there because it was significantly important. his explanation about charging 30 rupees for a photo permit is likely to give a pleasure to the tourist, knowing that he contributed to the preservation of something (or make him feel bad, knowing that he got away without paying – which was true in my case). the sadhu, a knowledgeable person likely to be knowing a lot about the modern world only a rickshaw ride away, does know a lot about marketing.
<br />
<br />this temple is in jaipur, one of the most tourist attracting spots in entire india. we often talk about how "more real” or “more authentic” or “more unchanged” things will be when we travel in the north to himalayas – but by itself it’s such a badly made comment. being the ones who push the change, we do not have much right to complain. like baudrillard’s ethnologists destroying their own <span style="font-style: italic;">material</span> once they start working on it, we are destroying the <span style="font-style: italic;">authentic</span> once we go there to appreciate the authenticity. authentic itself is a term that would not exist without such change taking place – some things change, leaving the <span style="font-style: italic;">unchanged</span> or <span style="font-style: italic;">little changed</span> to be defined "authentic” – which will then attract even more attention and prepare its own end. the tourist does not necessarily need to be demanding “tourist stuff” – hotels, restaurants and souvenir shops to drive a change. his presence is more than enough, considering their ever increasing numbers in today’s context where concepts such as discovering, experiencing the diversity, facing the unfamiliar etc. are valued and promoted more than they ever have been. <span style="font-weight: bold;">[arda]
<br />
<br /></span>
<br /><img src="http://photos2.flickr.com/2432203_241f5535ba.jpg" alt="IMG_6860" height="184" width="276" />
<br /><span style="font-size:85%;">the place reminded us of the ghost city in "spirited away".
<br />by the way, the gods in the movie needed to take baths as well.
<br />
<br /></span><img src="http://photos2.flickr.com/2432198_f528d6c141.jpg" alt="IMG_6852" height="276" width="184" />
<br /><span style="font-size:85%;">more about the monkeys of the monkey temple coming very soon.</span>
<br />
<br /><img src="http://photos1.flickr.com/2432732_32f7e5ef20.jpg" alt="IMG_6824" height="368" width="245" />
<br /><span style="font-size:85%;">gods are always clean.</span>
<br />
<br /><img src="http://photos3.flickr.com/2432731_8fb9320053.jpg" alt="IMG_6866" height="225" width="337" />
<br /><span style="font-size:85%;">payahari baba drank milk all his life.</span>
<br />ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1103631948139865442004-12-21T17:54:00.000+05:302004-12-22T18:33:48.876+05:30bir gun<br />hergun 9da alarm caliyo bangir bangir ziril ziril. genelde alarmi duyduktan yaklasik 10 dakika sonra basimi yastiktan kaldiriyorum. hemen yarim yamalak ustumu degistirip mutfaga kosuyorum - cantama oglen yemek uzere bi muz atmak icin. jagdish ya da dherum hep 9.30da hazir olmami isteyip en erken 9.45te kapiyi caliyorlar. beni acele ederken gorunce sasirip guluyorlar bazen. jagdish gaza bastigi gibi konusmadan oyalanmadan ofise kosuyor. ama dherum'un ofise gitmeden once hep yapicak biseyleri var.
<br />
<br />gunlerden birgun (ne de olsa su siralar kafdaginin arkasindayiz, masal degeri tasiyor anlattiklarim) jaipur borsasinin onune park ediveriyoruz. dherum borsada biriyle gorusmek istiyor - bu onemli kisinin ismine sri ganesh diyelim.
<br />
<br /><img src="http://photos1.flickr.com/2400069_a312a1ff95.jpg" height="204" width="272" />
<br />
<br /><img src="http://photos1.flickr.com/2400071_b3ac079971.jpg" height="272" width="204" />
<br />
<br /><img src="http://photos1.flickr.com/2400068_dd5a271caf.jpg" height="272" width="204" />
<br />
<br /><img src="http://photos3.flickr.com/2400090_5990c5f813.jpg" height="204" width="272" />
<br />
<br /><img src="http://photos1.flickr.com/2400086_b54fe8c6fc.jpg" height="272" width="204" />
<br />
<br />iceri girip asansore biniyoruz - asansore binmeyeli uzun zaman mi olmustu? ilgili kisinin kapisinda bekleyisimiz son hiz basliyor. dherum maas ceklerinden birini mi degistirmek istiyor, neden ozellikle bu beyefendiyi gormemiz gerekiyor anlayamiyorum. saat 11i gosterdiginde ofisteki cay saatini kacirdigimizi hatirlayip hayiflaniyoruz - nazik dherum hemen beni asagi davet ediyor, sokagin kosesindeki bufeye surukleniyoruz. bu bufe jaipur'da simdiye kadar ictigim en guzel kahveyi sunuyor (rs 5 = 150.000 TL). kahvemizi ictikten sonra plastik bardaklarimizi kosedeki cop bidonuna birakiyoruz - keep your city clean! jaipur'da boyle bi uyari gormek ne kadar ironik anlatamam.
<br />
<br /><img src="http://photos1.flickr.com/2400087_77b4026351.jpg" height="272" width="204" />
<br />
<br /><img src="http://photos3.flickr.com/2400092_4f43c7e4ec.jpg" height="204" width="272" />
<br />
<br /><img src="http://photos2.flickr.com/2400072_7d7fa62928.jpg" jpg="" height="272" width="204" />
<br /><span style="font-size:85%;">sri ganesh hicbir zaman borsadaki odasina donup dherum ile bulusmadi.</span><span style="font-size:85%;"></span>
<br />
<br />2dakika otede herkesin bahsettigi luks muzik dukkani planet m gozume carpiyor - dherum ile birlikte merdivenleri tirmaniyoruz. planet m istanbul'da gitmeyi pek de tercih etmeyecegim muzik dukkanlarina benziyor - nasil desem, dnrlari filan andiriyor. yine de alinasi bikac cd kesfediyorum raflarda, ama cuzdanim alisverise izin vermiyor. bu sirada dherum bana bapu bazaar'daki ucuz dvdler satan dukkani anlatiyor - 3 dvdye 150rp (4,5 milyon TL) odemis dherum gecen hafta. tek basina gidersen turist fiyatina kanma sakin diye beni uyariyor. pink city'den alinacaklar listesine rickshaw-walla battaniyesinin ardindan kopya dvdleri de ekleyebiliriz.
<br />
<br />sonunda ofise ulastigimda "en yakin arkadasim" lala bandar hukum singh bana nasil gec kaldigimi, saat 6dan 10a kadar ne yaptigimi soruyor. sabah 6da mi? hala uykuda oluyorum tabii. ama hukum singh her sabah 6da uyaniyor! 6-7 arasinda sabah sporu yapiyor. 7de eve donup yikaniyor. tanrilara dualarini edip ruhani gorevlerini yerine getiriyor. sonra cayin sirasi tabii, hukum singh cay icip gunluk gazeteleri karistiriyor. birsure sonra karisi kahvaltisini getiriyor hukum singh'e. sonra yola dusup ise gelmek basliyor.
<br />
<br /><img src="http://photos3.flickr.com/2400093_406777d8d7.jpg" alt="IMG_6127" height="204" width="272" /><span style="font-size:85%;">
<br />IIRD ofisi sehirden 15 km. uzaklikta.</span>
<br />
<br />hergun yaklasik 10bucukta IIRD'nin kapilarini caliyorum (borsahikayesi bi istisna degerinde). bahceye park edip ofise dogru yuruyoruz. dherum ya da jagdish ilk is vijay'i gormeye gidiyorlar. vijay IIRD imza defterlerinden sorumlu zat. hemen girise ugrayip imza atmaktan pek hoslanmiyorum nedense, ondan kisha ile haberlesmek uzere iceriye yollaniyorum. kisha onceki gece yaptiklarini anlatip tebessum ediyor. 11deki cay saatini beklemeye basliyoruz heyecan icinde. ramlal hergun 11eonkala cay hazirliklarina koyuluyor, ama bugun ofiste yok. ramkhalyan ve ben cay isini ustumuze aliyor, mutfaga dolusuyoruz. mavi duvarli mutfagimizda tek parca bi ocak mevcut - yaninda da caytertibati dikiliyor, sekercaysut. ocagin ustunde su yavas yavas kayniyor. caylar hazirlandiktan sonra iceridekilere servis yapma gorevini de ben ustleniyorum. bu sirada ramkhalyan ile sabahki aksakliklardan bahsediyoruz. benzinimizin bittigi icin yolda kalip bikac kilometre yurumek zorunda kaldigimizdan konusuyoruz. dherum ile jagdish'in istifasina da geliyor tabii konu. bana raporumun nasil gittigini bile soruyor sanirim ramkhalyan - bazen hindingilizce konusmak iletisimde aksakliklar yaratabiliyor. ramkhalyan cayi hazirlarken bu tarifi kaydediyorum.
<br />
<br /><span style="color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic;">VIDEO:</span><span style="font-style: italic;"> </span><a style="font-style: italic;" href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/chaay.avi">[DOWNLOAD/PLAY]</a><span style="font-style: italic;"> [02'22" 5,5 MB]</span>
<br />
<br />once alti bardak su ile uc kasik blue diamond cayi -en iyisinden- karistiriyor, ocagin ustune konduruyoruz. icine hemen alti kasik seker boca edip harmanliyoruz. cay kaynadiktan sonra sutu de ekleyip biraz bekliyoruz. bu kaosu bir suzgecten de gecirdiniz mi cayiniz hazir. IIRD'de caylara zencefil eklenmiyor, ama IIRD sekreteri mr.paliwal'in luksumtrak evinde hazirlanan caylar hep mis gibi zencefil kokuyor. zencefilli cay bir kis adeti. bu sirada ramkhalyan'in hazirladigi cayin ihtiva ettigi seker miktari dudagimi ucuklativeriyor. 2ay oncesinde cayin icinde bi damla sekere tahammul edemeyen gokce kasik kasik sekeri midesine indiriveriyor. hindistan'da kimbilir farkinda olmadan alistigim kac duzen var - ilk aklima gelenlerden bir demet: rickshaw pazarligi, sokakdomuz/maymun/inekleri, basininustundehercesitesyayikaldirmayayeteneklibaylarvebayanlar, coliklimi, IIRDyolculuklari, trafik, catalbicakyoksunlugu, ananasilepapaya, yavasilerleyenisler, hepgerikalansaatler.. su siralar ben de "annual report" yazimimda son derece geri kalmakla mesgulum mesela. of yine iki gun icinde 40sayfa yazi yazmam gerekiyor. bunlari anlatmayi birakip "rural development" sularina yelken acsam ne iyi olur. <span style="font-weight: bold;">[gokce]</span>
<br />
<br /><img src="http://photos2.flickr.com/2400067_b80bf06c75.jpg" height="204" width="272" />
<br />
<br /><img src="http://photos3.flickr.com/2400070_431688a8ec.jpg" height="272" width="204" />
<br />
<br /><img src="http://photos3.flickr.com/2432210_15134451a7.jpg" height="307" width="204" />
<br />
<br /><img src="http://photos3.flickr.com/2432204_fecb96e22f.jpg" height="204" width="307" />gokcehttp://www.blogger.com/profile/03993427012901507538noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1103016272039430012004-12-14T14:03:00.000+05:302005-02-13T05:37:01.050+05:30no woman no cry, no chowpati no chaay<br/>three years ago in a german language class in mannheim, the teacher asks the students to write something about their wives/husbands/boyfriends/girlfriends. how they met, how long they've been together, how they feel towards each other. the guy from calcutta has probably the most interesting of the stories: his father browsing through the newspaper ads comes across an ad placed by his current wife's father:<blockquote>"very beautiful, fair complexion, highly educated (b.sc. chemistry m.b.a. marketing & finance), gujarati brahmin, 25 yrs, 5'7", 55 kgs. belonging to well settled family. seeks alliance from good looking and well settled engineer. first preference calcutta/mumbai or abroad. caste no bar*." </blockquote>or something similar. seeing the astonishment in the eyes of his classmates from distant lands, pratesh hopelessly tries to explain how normal it is in his country, where basically all marriages are based on arrangement.<br /><br />sitting in an internet cafe in bombay three years later, i notice every single screen around me tuned to another matchmaking site. screens filled with little thumbnails of face shots with one paragraph descriptions, mostly written by some elder family member - not "i'm looking for..." but more "my daugher/sister is looking for..." or "we are looking for...".<br /><br />driving around in hassan khaan's rickshaw yesterday, he tells us about the marriage party he will attend right after dropping us home. "it's actually not a wedding. they got married seven years ago. this is to celebrate the groom picking up the bride from her family's house". it takes us a while to figure out why this hadn't been done seven years ago. if we want, we can join him. "it's important to know about other cultures" - he says, and he's more than willing to introduce us to his culture, and more probably to his friends and relatives.<br /><br /><img src="http://photos1.flickr.com/2193269_8d38dabc96.jpg" alt="IMG_6065" height="238" width="318" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/2193270_1e3eb4147b.jpg" alt="IMG_6071" height="238" width="318" /><br /><span style="font-size:85%;">reis and his family</span><br /><br />iqbal, a muslim earning his life carrying goods on a horse cart, is now "seventeen or eighteen" years old. he doesn't know the exact number. the wife "should be two or three years younger". somewhere between fourteen and sixteen. they've been waiting for this day for seven years, simply because the wife was too young at the time of marriage: around seven years old. gokce leaves the room with reis to meet the women in the next room, while I find myself sitting with the men, listening from hassan the stories iqbal and his wife on the first day of their marriage. "they went out together for the first time (giggles)... ate together (giggles)... at night - you know - they did it for the first time (laughs) - he's now a happy guy". his brother, reis, just outside the room, is telling gokce a story "that makes her wife laugh each time he tells it". he and his wife are childhood friends. once while playing in the garden, he throws a stone to the girl. the stone leaves a scar mark at the point it hits her face. now reis cheerfully claims that it was a deliberate act, aiming to "mark her" as his future wife.<br /><br />marking may be useful for the initial booking, but the payment needs to be done before the actual contract is put into force. if the dowry paid by the woman's family (just opposite to the middle eastern practice - where the man is the one who pays) does not live up to the expectations, the marriage will not take place. or there are cases where it does take place, but terminates with implausible stories featuring the wife being killed (burned) by either the husband or his family, whose financial plans were based on the hope of receiving a good dowry one day - their son being their biggest (and perhaps the only) monetary asset. it is possible to go on telling peculiar stories like this forever (they seem virtually infinite in number to me: each day i hear or read about something even more interesting - not all negative ones of course), but i'll stop typing in encyclopaedical knowledge and just hang on to my personal observations - and go on typing about the "indian wedding" as i see it everyday from outside as a "tourist".<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/2192458_fa203cad12.jpg" alt="64952" height="225" width="337" /><br /><br /><img src="http://photos1.flickr.com/2192452_bf3cfb141c.jpg" alt="165_6505" height="225" width="337" /><br /><br />last week, on a rickshaw from the city centre to our place with other trainees, someone asks how further we still have to go. "not far. just a couple of weddings left" someone else answers. they are everywhere. on every street - around each corner - there's a wedding. the first time we saw it out of a bus window in ajmer a few weeks ago, we were fascinated with the colourful lights, tens of people walking along with a marching band and dancing like crazy. we had no idea what it could possibly be - a local holiday - or maybe the post-electoral celebrations of the winning party. then we arrived in jaipur and took a rickshaw home, where on the way we came across the same ceremony a few more times. the driver explained us that what we were seeing was an indian wedding - something we would see every evening for the following 100 days, which form the "wedding season". then we had to stop as the traffic on the road was blocked by the ceremony, and i got off the rickshaw to take the pictures you see on this page while gokce stayed with the driver and had an "exciting" conversation about "marriage".<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/2193367_39c5a5309c.jpg" alt="165_6521" height="215" width="322" /><br /><br />apparently, this marriage is more important than many others. more than one video cameras are recording the event while photographers are buzzing around the main gate to capture the groom entering the hall. i am lead to the same point where all other photographers stand. while'i'm trying to take pictures of the crowd dancing around, some people are pointing their fingers to the groom, to divert my attention to "the real thing" - "he" is the reason why they're there - focusing on the party doesn't have much point. taking photos is a hard task when people are walking around with a few hundred watt fluorescent tubes in their hands.<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/2192453_145c90d795.jpg" alt="164_6496" height="337" width="225" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/2192457_86dfa492ae.jpg" alt="65002" height="224" width="313" /><br /><br /><img src="http://photos1.flickr.com/2192459_b881e09ae1.jpg" alt="165_6509" height="225" width="337" /><br /><br />the weddings all look quite similar. what hits you in the beginning is the lights. tens of people carrying fluorescent tubes connected to each other with cables. at the very end of the convoy is a vehicle (a cart, a rickshaw, or a little truck depending on the size of the band) carrying a noisy electricity generator supplying power to the tubes. (ilk gordugumde verdigim tepki "hindistan'da 'fener alayi teknolojisi' cok gelismis" seklinde olmustu.) then there are the drummers, and the friends and the family of the groom walking, and stopping occasionally to dance in an attempt to demonstrate how happy they are to others watching them on the street. <span style="font-style:italic;">[scroll down to the bottom of this entry to download the video]</span> somewhere towards the end of the row is the groom dressed in his white costume, sitting on a white horse and looking at the people with an expression filled with an endless pride. the bride is not there yet - she is yet to be picked from her house and brought to the wedding hall. <br /><br /><img src="http://photos1.flickr.com/2192454_93bbc96789.jpg" alt="165_6514" height="337" width="225" /><br /><br />although the script runs more or less the same for every marriage, there are minor differences too. some bands are smaller, some take their jobs more seriously (in some, the members of the band seem to not care at all as they walk without any sort of order, and keep chatting and laughing while playing their instruments - we think it probably depends on the money they're paid), and some families dance crazier than the others. colour of the light varies too, though it's usually green (which makes it look like "the marriage of jedi", as gabor, a hungarian friend aptly calls it.)<br /><br />it would be interesting to see what's going on inside the wedding hall after the parade, but we so far haven't got the chance to be invited to one. i'm almost sure we will be in the coming months, and we'll write more about it then. lastly, i think i can't afford to finish without including this contemporary indian proverb from reis: "no woman no cry, no chowpati** no chaay***." getting married will eliminate a lot of problems (cooking being amongst the first) from your life - though "in india there's only one problem: no problem". <span style="font-weight: bold;"> [arda]</span><br /><span style="font-style: italic;font-size:85%;" ><br />*: caste no bar is a common expression used in marriage ads, meaning that the applicant does not necessarily have to be a member of a particular caste. in other cases where the caste does matter, the desired cast is included in the copy.<br />**: the most common form of indian bread.<br />**: tea (usually mixed with milk, sugar, and a blend of spices known as "tea masala".)</span><span style="font-size:85%;"></span><i style="color: rgb(255, 204, 0);"><span style="font-size:85%;"><span style="color: rgb(204, 204, 204);"></span></span></i><br /><span class="down" style="display: block;" id="formatbar_CreateLink" title="Link" onmouseover="ButtonHoverOn(this);" onmouseout="ButtonHoverOff(this);" onmousedown="CheckFormatting(event);FormatbarButton('richeditorframe', this, 8);ButtonMouseDown(this);"></span><br /><hr size="1">here's a 40-second <span style="color: rgb(255, 0, 0);">video</span> of one of these parades. it's a little too dark, but it gives an idea of the ambiance: <a href="http://home.ku.edu.tr/%7Eggunel/wedding.avi">DOWNLOAD/PLAY</a> (1,5 MB). we should make a clearer one and post here later.<br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-style: italic;"><span style="color: rgb(204, 204, 204);"></span><hr size="1"></span></span>ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1102579847337811322004-12-10T23:18:00.000+05:302004-12-10T12:16:11.050+05:30back to pushkar<br />this is our first attempt to video blogging.
<br />
<br />gokce recorded it during the <a href="http://colaba.blogspot.com/2004_11_30_colaba_archive.html" target=_blank>pushkar camel fair</a>. beautiful rajasthani music played by two (or three - if you count the baby) street musicians while the camels are going on their daily lives in the background. very atmospheric - i think it's really worth downloading the 5 MB file. (2'06")
<br />
<br />here's the link: <b><a href="http://home.ku.edu.tr/~ggunel/pushkar3.avi">DOWNLOAD/PLAY</a></b>
<br />
<br /><hr><span style="font-size:85%;"><i>some tips:
<br />
<br />1) you *may* need quicktime installed on your system to be able to play it - although i'm not sure. </span><span style="font-size:85%;">i tested it on quicktime player running on macos x and it works fine.</span>
<br /><span style="font-size:85%;">2) it's always safer to save the file on your hard drive by right clicking the link and choosing "save as..." and then opening it in your default application.
<br />3) those on koc campus can play it without downloading, as the file is hosted on the ku network.</i></span><hr><!-- BEGIN BALLOT BOX CODE --><FORM ACTION="http://www.ballot-box.net/service/poll.vote.php" METHOD="POST"><INPUT TYPE="hidden" NAME="poll" VALUE="81901"><span style="font-size:85%; color: orange;"><i>
<br />were you able to play the video?<BR>
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[1][]" VALUE="1"> yes
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[1][]" VALUE="2"> no
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[1][]" VALUE="3"> i didn't try
<br /><BR>did you enjoy it? (please answer only if you could play it)<BR>
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[2][]" VALUE="1"> yes
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[2][]" VALUE="2"> no
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[2][]" VALUE="3"> maybe
<br /><BR>do you think we should post more videos here?<BR>
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[3][]" VALUE="1"> yes
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[3][]" VALUE="2"> no
<br /><INPUT TYPE="radio" NAME="answer[3][]" VALUE="3"> i don't care
<br /><BR></i><CENTER><INPUT TYPE="submit" VALUE="Submit">
<br /><A HREF="http://www.ballot-box.net/service/poll.results.php?poll=81901">View</A></CENTER></FORM><!-- END BALLOT BOX CODE --></span>
<br />ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1102489932801719772004-12-08T13:32:00.000+05:302004-12-08T13:10:31.753+05:30life is full of choices<img src="http://photos2.flickr.com/2019504_0db9c1d45d.jpg" alt="stop" height="500" width="376" />
<br />
<br />gokce found this in a train schedule booklet.
<br />
<br />stop the one who pulls the emergency chain and teach him a lesson. he'll have to pay a fine of 1000 rupees (20 US dollars - 30 mio. turkish liras) <span style="font-size:130%;"><b>and/or</b> </span>spend one year in prison.
<br />
<br />ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1102334612966639172004-12-06T17:28:00.000+05:302005-02-16T03:41:23.023+05:3027-28/11/04: ranthambore national park<br />spending an entire weekend in a national park hoping that we may get to see a tiger sounded pointless at first. martin and andre’s enthusiasm somehow managed to move us as well, and we were at sindhi camp, central bus station of jaipur, at 5pm on saturday. after finding out that the bus was cancelled (apparently because the driver had something more important to do that day), we headed to the railway station and got our tickets for the train to “sawai madhopur” - an extraordinarily ugly town a few kilometres far from the park.<br /><br /><div style="text-align: left;"><img src="http://photos2.flickr.com/1965827_a0d690c95a.jpg" alt="1" height="291" width="194" /><span style="font-size:85%;"><br />filling ourselves up with</span><span style="font-size:85%;"> delicious rajasthani dishes before the trip.</span><br /></div><br />it wasn’t until we wanted to get on the train that we noticed our tickets were missing seat numbers – which we then figured out meant that we had tickets for the “general class” – placed in the last and first two carriages of the train. travelling in the general class required a lot of effort standing up in a carriage crammed with a few hundred people (and maybe chickens – or, maybe not - it’s mainly a veg country, so they don’t need a lot of them) for almost 3 hours - so we decided to go for the second class sleeper instead and pay the difference.<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965830_5d15b4496d.jpg" alt="3" height="194" width="291" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965879_42ca1af22b.jpg" alt="2" height="291" width="194" /><br /><br />first encounter with the indian railway is a real experience by itself. on european trains, when you get a sleeper, then you are in a sleeper carriage with all the others who are there hoping that they’ll get some sleep. here the sleeper class also has seats inside – so some people are sitting while the others are sleeping or just chilling out on their beds with their families and joyfully eating their dinners. dimmed light, some beggars, two eunuchs strolling up and down and asking for “baksheesh”… quite a strange atmosphere. after no more than three hours, we were in sawai madhopur. the place looked like an abandoned town in the wild west. a few people, some common street animals (i.e. pigs, cows, camels, dogs), bad smell, ruined buildings. after a short walk, we managed to find hotel vichay – “where all backpackers stay” as described by the guide. for 60 rupees (~ usd 1) the rooms were quite acceptable (my conception of “acceptable” has changed quite a bit since arriving in india. not only for hotels but food, means of transportation, interactions with people...) having to get up at 5am the next day, we all went to bed around midnight. morning was full of bloody mosquito stories of those who didn’t think of bringing any repellents.<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965831_275ac9671c.jpg" alt="4" height="194" width="291" /><span style="font-size:85%;"><br />tiger: "meet me!"</span><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965833_df27897f0c.jpg" alt="5" height="194" width="291" /><br /><br />we were up and ready at the reservation office by 5.30am only to find out that “gypsies” (i.e. safari jeeps) were not allowed in the park on sundays in the peak season. instead, we had to take “canters” – or safari buses, quite un-recommended by the travel guide as it might scare animals away with its engine noise. having no other choice, we decided to go for it anyway. our canter was for full of indian tourists, and needless to say, we were the main point of attraction as usual (though the tiger i guess was still a little more popular than us). it was fun to observe other canters packed with gray-haired british tourists (well, at least they looked british to me) all dressed in stereotypical safari costumes as if they were going to a week long trip in a wild jungle rather than a four-hour extremely artificial commercialised tour in this national park only modestly wilder than a zoo.<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965913_4161811f6f.jpg" alt="h2" height="204" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965914_0ec72ad691.jpg" alt="h1" height="204" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965832_ce56415e20.jpg" alt="6" height="307" width="204" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965977_08ea5c930f_o.jpg" alt="trace" height="307" width="204" /><span style="font-size:85%;"><br />quest for the tiger</span><br /><br />in the first couple of hours we saw almost nothing, as we were all extremely busy complaining about the cold. the landscape was really beautiful and even more so when combined with all kinds of animals scattered around. monkeys, deers, peacocks... maybe it was because we were on an open top tourist bus driving on fairly well maintained paths that it felt quite artificial – at one point i was thinking that animals could’ve been brought from the zoo for the pleasure of the tourists.<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1966915_418bafafd2_o.jpg" alt="tiger" height="217" width="292" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965916_d2a6226f63_o.jpg" alt="tiger" height="223" width="313" /><br /><br />seeing a tiger was the main motive of the whole trip, so a lot of time was spent just stopping and waiting in silence, following the foottraces on the sand path, conversing with the tourists and drivers on other canters – some of whom were lucky enough to have spotted one before us. there are about 30 of them in the park, spread in an area of 330 sq. kms. it's not the park with the highest tiger population in india, but the population is very large compared to its relatively small area - so it's the place with the highest possibility of spotting one. and finally, not much later, here it was, walking in the bushes maybe a hundred meters further, huge, extremely attractive, calm, and totally unperturbed by us or anything else. a two minute video clip was recorded onto my mind, and it will play over and over again any time i hear the word tiger.<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965876_ea5ad17906.jpg" alt="canter-wallah" height="204" width="307" /><span style="font-size:85%;"><br />canter-wallah</span><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965909_7aab16843d.jpg" alt="" height="204" width="307" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965877_683604edc5.jpg" alt="9" height="307" width="204" /><span style="font-size:85%;"><br />broadcasting election propaganda</span><br /><br />rest of the trip was quite eventless. finding no rickshaws to take us back to the station, we had to hitchhike – and hitchhiking can be an interesting experience in this part of the world. travelling back on a camel cart was probably more interesting (and definitely much dirtier) than the open top tourist bus in the morning. at least as pleasant as that proved to be the train ride back to jaipur, sitting in a prehistoric carriage with tens of fans above our heads – a cheap but seemingly effective solution to the immense air conditioning problem during the summer. [arda]<br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965881_f63902dcac.jpg" alt="" height="244" width="284" /><span style="font-size:85%;"><br />camel-rickshaw</span><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965880_569831719b.jpg" alt="" height="307" width="204" /><span style="font-size:85%;"><br />barber shop in sawai-madhopur.</span><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965975_017a2daa8a.jpg" alt="" height="307" width="204" /><span style="font-size:85%;"><br />buying a train ticket is much easier for the women as they have a seperate queue.<br /><br /></span><img src="http://photos2.flickr.com/1965976_430a3dced0.jpg" alt="" height="194" width="291" /><span style="font-size:85%;"><br />train tickets.</span><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965974_d5164ce9bd.jpg" alt="" height="194" width="291" /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965973_4cbfecb36c.jpg" alt="" height="291" width="194" /><br /><br /><br /><img src="http://photos2.flickr.com/1965912_cb09f691dc.jpg" alt="" height="276" width="413" /><span style="font-size:85%;"><br />i like this picture better upside down. scaaaaary.</span>ardahttp://www.blogger.com/profile/11126571914157883226noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1102153389423640832004-12-04T15:02:00.000+05:302004-12-06T14:39:48.906+05:3003/12/04 iird gunleri: jagdish ve ailesiyle aksam yemegi<br />burdaki isgunlerimi ilginc yapan sey ustlendigim gorevden cok isarkadaslarimla iliskilerim, ofis izlenimlerim, evden ise yolculuklarim. bi yandan kirsal kesimi nasil gelistirebiliriz diye dusunceler uretirken, obur yandan turkiye'deki geleneklerden bahsediyorum iird calisanlariyla. baslik parasini erkeklerin verdigini, turkiye'de kadinlarin sari giymedigini ya da turkiye'de kast sistemi diye bisey olmadigini duyunca cok sasiriyorlar. bu ofisteki insanlar genelde rajput ya da brahman. rajputlar non-veg olmakla gurur duyuyor, en iyi kast olduklarini savunuyorlar. ofisteki brahmanlar daha sessiz, kendi halinde insanlar sanki. ete ellerini bile surmedikleri gibi yumurta, sogan ya da sarimsak da tuketmiyorlar. acaba insanlar da hayvanlar gibi mi- nasil otcul hayvanlar daha uysalsa otsul insanlar da daha bi uysal ve kendi halinde. hindistan'da otcul insanlar daha makbul sanki, otcul hayvanlar da oyle (bkz. inek, fil, maymun). bu hafta herkese hangi kasttan oldugunu sorabilecegimi, bu merakin ayip bisey olmadigini ogrendim. gelecek gunlerimi kastlar ustune sohbetlere ayirmak, artik sokakta gordugum elbiselerin ya da sariklarin anlamlarini cozmeye baslamak istiyorum.
<br />
<br />ofise tilak nagar'da yasayan bi isarkadasimin ulasim sistemine dahil olarak gelip gidiyorum. dun aksam bizim evin onunden hizla gecip gittik - aa noluyo, ben burada inmeliydim! bi anda kendimi jagdish'lerin kapisinin onunde buluverdim. jagdish, karisi ve 19yasindaki kizlari neha tilak nagar'in diger tarafinda, secondaryschool'un araliginda yasiyorlar. kapinin onunde durdugumuzda jagdish'in karisi, bi arkadasi ve arkadasinin kizindan olusan uclu bi bayan grubu beni karsilayip iceri davet ediyor. once etrafimda bi cember olusturup incelemeye aliyorlar beni - cildin pek beyazmis, ama hatlarin da hintli hatlari gibi, aman pek guzelmissin yavrum. sonra oturma odalarina adim atiyorum. duvarda cesit cesit resimler asili - ama butun resimlerin arasinda en dikkat cekici olani dev bi george w. bush fotografi. fotografta george w. hintli bir beyefendiyle tokalasiyor. baska bi eskifotografta jagdish ve karisinin dugunlerini gorebiliyorum. duvarlar krishna ve ganesh posterleriyle ortulu, posterlerin ustune turuncu cicekler asili. mutfakta da ganesh icin duzenlenmis minik bi tapinak goze carpiyor.
<br />
<br />bikac dakika sonra neha beni odasina davet ediyor. odasinda iki kisilik bi yatak ve bi bilgisayar var. giysi dolabi mutfakta duruyor. neha bilgisayarlarla cok ilgili, her ne kadar babasi amerika'ya gidip doktor olmasini arzulasa da - jagdish'in bu hevesinin nedenlerini ilerki dakikalarda daha iyi anliyorum - o ilerde bi it sirketinde calismak istiyor. beni odasina cagirmasinin nedeni bi programi bilgisayarina install etmemi rica edicek olmasi. burada herkes beni bilgisayar uzmani saniyor - ofiste 'gokce lutfen gelip ip ayarlarini degistirir misin bu bilgisayarin' ya da 'gokce su dosyayi nasil copy/paste edebilirim' gibi telefonlar aliyorum. bu yazilari yazisimi izleyen arkadaslarim klavyeyi ne kadar hizli kullandigima sasiriyorlar. ama ne yazik ki neha'nin odasindaki bilgisayar seansi basarisizlikla sona eriyor, cd key olmadigi icin program da havada kaliveriyor. bilgisayari kapayip mutfaga yollaniyoruz.
<br />
<br />neha'nin annesi ilkokul ogretmeni. hergun 5bucukta uyanip yemek hazirliyor, evi toplayip camasir yikiyor - hem de otomatik makinede! saat 8'de okulda ders zili caliyor ve 6yasindaki ogrencileriyle bi egitim maratonuna cikiyor sayin bayan. hindistan'da zorunlu egitim 8yil. neha'nin annesi bu yil birinci sinif ogretmeni, seneye ayni bebeklere ikinci sinif derslerini ogreticek, onumuzdeki 7yil boyunca bu bebeklerin buyumesini izleyecek. bunlardan bahseder iken, mutfakta hummali bi yemek hazirligi surmekte - salata icin muliler dograniyor, rotimizle yemek uzere lhakiler pisiriliyor. ogretmen hanim her evimi ozledigimde onlari ziyaret edebilecegimi, bana istedigim kadar yemek pisiricegini soyluyor. ona yardim etmeme izin vermeyip mutfaktaki uc sandalyeden birine oturmam icin israr ediyor. merakla bu yemek pisirme seansini izliyorum. acaba ben de evde roti pisirmeye baslamali miyim artik?
<br />bu sirada oturma odasindan bi muzik sesi geliyor. jagdish'lerin evinde buyuk bi sony muzik seti var. hatta sony muzik setinin ustundeki rafta da fermuarli bi kilifla korunmakta olan minik televizyon duruyor. jagdish benim hintmuzikleri merakimdan haberdar, bi bollywood soundtrackiyle neselendiriyor oturma odasini. bollywood sarkilarindan cok hosnut olmasam da tesekkur edip hangi filmden oldugunu soruyorum. jagdish filmleri takip etmiyor.
<br />
<br />bu sirada yemek hazirlandi bile - sofraya ilk once dilimlenmis muli, domates ve yesilbiberler geliyor. ustune bol bol tuz ve karabiber, sonra da limon ekleniyor bu salatanin. neha turpun ustune ketcap sikip yemeyi seviyor. neha'nin annesi mutfak tezgahinda roti pisirmekle mesgul - siz de buyrun birlikte yiyelim dedigim zaman, "benim gorevim once hizmet edip herkesin karninin doydugunu izlemek, ondan sonra kendi yemegimi ogutebilirim" diye cevap veriyor. dal, lhaki ve rotiler onume sunuluyor. bi turk ailesinde nasil yemek ustune israrlarin sonu gelmezse burda da oyle. kapkap dal, cifter cifter roti yemek zorunda kaliyorum israrlara dayanamayip. ogun boyunca evlilikten bahsediliyor: ne zaman evlenmeyi dusunuyorum, "arranged marriage" mi istiyorum yoksa "love marriage" mi, annem babam nasil evlenmis.. evlilik burada ne kadar buyuk bisey. yemegin sonunda karabiberli papatlar geliyor masaya, papatimizi bitirdigimizde saat nerdeyse 8.
<br />
<br />aksamyemegi sona erince oturma odasina geri donuyoruz. hindistan'da cogu ailenin bi takim uyeleri kanada, amerika ya da ingiltere'de yasiyor. neha'nin iki dayisindan biri amerika'da, digeri kanada'da. kanada'daki dayi bir 'simple man' - en azindan jagdish onu oyle tanimliyor. ama amerika'daki dayi iste bu dev fotografta bush'la tokalasiyor. gecenin geri kalani 30 senedir amerika'da yasamakta olan bu beyefendinin hikayelerine ayriliyor. kendisi chicago'da kalp cerrahi, kendi hastanesi var, ayni zamanda politikacilarla da icice. hemen kilitli dolaplar aciliyor, ayni dayinin bu sefer clinton'la cekilmis fotograflari cikariliyor albumlerden. dayinin karisi amerikali, sarisin bi kizlari var. heryil hindistan'a gunubirlik geziler duzenliyorlar. neha'nin amerikali kuzeni hindistan'i bi hayvanat bahcesine benzetiyor- etrafta maymunlar / develer / filler / domuzlar / inekler / kopekler / fareler var. turkiye'de sokakta hangi hayvanlar dolasiyor diye sorduklarinda pek bi cesitlilik sunamiyorum evsahiplerine, eh kedi var, kopek var demekle yetiniyorum. sokakmaymunuyla hindistan'da tanistigimi duyunca cok sasiriyorlar.
<br />
<br />jagdish ve ailesi hindistan'da gecelerimin nasil gectigiyle cok ilgili - salipersembe hintcedersi, carsambaaksamlari aiesecyemegi oldugunu anlatiyorum. geceleri kacta uyuyorsun, sabah kacta kalkiyorsun diye soruyorlar once, sonra da geceyarisina kadar vaktimi nasil degerlendirdigimi merak ediyorlar. neha kendi sordugu soruyu kendisi cevapliyor: 'you people have the strange habit of reading books, right?' neha'nin bu yorumu ustune onceki gun is yerinde gerceklesmis bi olayi hatirliyorum - kitap okurken kenara koydugum ayraca ilgiyle bakan baska bi isarkadasim bana bu misir motifleriyle suslu kartonun ne oldugunu soruyor. "bookmark" iste, misirli bi arkadasim vermisti, ustunde de hiyeroglifler var diye acikliyorum. isarkadasim kitap ayracinin neye yaradigini merak ediyor. kucagimdaki 'laughable loves'i masaya koyuyor, sonra da kitap ayracinin kullanma kilavuzunu demonstre ediyorum. daha once birine kitap ayraci kullanmayi gosterdigimi sanmiyorum.
<br />
<br />butun bu olanlar bana 'ilginc' kelimesinin subjektifligini kanitlamak icin duzenlenmis galiba. ben hintlilerin sari giymesini 'ilginc' buluyorum, ya da kast sistemini derinlemesine anlamaya calisiyorum. onlar bana ustumdeki kot pantolonu kac rupiye aldigimi soruyorlar. discman'imi ve hintce kitaplarimi inceliyorlar. aramizda daglartepeler olsa da, birbirimize duydugumuz merak ortak galiba.
<br />
<br />saat 9a dogru gelirken jagdish ve ailesinin 10da uykuya yattiklarini hatirlayip gitmeye yelteniyorum. jagdish beni eve birakmak icin israr ediyor. rickshaw'a binebilecegimi soylesem de jagdish'in icine sinmiyor, konduruyor beni shivaji park'in karsisindaki yuvama. saat 9da eve ulasip haftasonu bizde kalicak macar ve estonyali misafirlerimizle tanisiyorum. haftaya jagdish ve ailesini yemege davet etmeliyiz.gokcehttp://www.blogger.com/profile/03993427012901507538noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1101880123167125982004-12-01T11:16:00.000+05:302005-02-13T05:41:01.736+05:3019/11/04: openspace, punepune'deki son is gunumun aksaminda wwf mektup kutusunda buldugum bi davetiyeyi degerlendiriyorum. aksama hawa adli sufi muzigi uclusunun bi konseri var- suat berkay ismi dikkatimi cekiyor, yoksa grubun uyelerinden biri turk mu? uzun zamandir konsere gitmedim, cok heyecanliyim aksamki dinleti icin. bu konser openspace adli salonda ucretsiz olarak duzenleniyor. ne bulacagimi pek kestiremiyorum.<br /><br />openspace pune'nin daha once hic ugramadigim sik bi mahallesinde. yolda karsilastigim hintli bayanin esliginde iz suruyor ve konser basladiktan bi sure sonra hedefe ulasiyorum. icerisi tiklimtiklim. openspace isminin son derece "literal" oldugunu farkedip bi binanin terasinda arapca-farsca sarkilar dinlemeye koyuluyorum. konser cokk guzel. ama beni bekleyen asil sasirtmaca konser bittikten sonra geliyor. iste konser terasinin alt katinda hindistan'da hic gormedigim gibi bi ortam: bi dolu kitap, dergi, aktivist baylar ve bayanlar, uzun sohbetler, rahat koltuklar.<br /><br />bi an icin acaba pune'de kalip her gunumu burada mi degerlendirseydim diye dusunuyorum. bugun jaipur yolculugum basliyor.gokcehttp://www.blogger.com/profile/03993427012901507538noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8435512.post-1101801244343886872004-11-30T13:18:00.000+05:302004-12-02T12:35:44.790+05:3020-21/11/04: pushkar camel mela<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800488_22e69acc87.jpg" alt="7" height="245" width="368" />
<br />
<br />peterli ishbelli gokce ile arda dustu sabah saat 10’da jaipur’dan ajmer yoluna. yolculuk boyunca hintce dersleri tekrar edildi - ek do tin, bir iki uc. 5 saat surmesini bekledigimiz yolculuk 3 saatte tamamlaniverdi. hindistan’da yolculuklarin beklenilenden kisa surmesi olagandisi bi durum aslinda, ondan etrafimizdaki diger yolcular ajmer burasi dediklerinde neredeyse inanmiyoruz. ajmer pushkar'a varmadan once ugramak durumunda oldugunuz kasaba - ayni zamanda deve fuarina giden hintlileri tasiyan kusmuk otobuslerinin dunyaya acildigi yer. jaipur-ajmer otobusunden indigimiz gibi pushkar'a yollanmak uzere biz de bu otobuslerden birine dolustuk beraberimizde 100’den fazla hintli deve meraklisiyla.
<br />
<br /><img src="http://photos2.flickr.com/1849295_070b89f101.jpg" alt="1" height="225" width="337" />
<br />
<br />gunlerden cumartesi - bugun devefuarinin ikinci gunu. fuar ilerledikce daha da kalabaliklasicak buralar. otobusun tepesinde yolculuk edenleri farkettikten kisa bi sure sonra camdan asagi kusan hintlileri gozlemliyoruz - ama peterin ustune yapisan kusmuk parcalariyla daha da gercek/kokusmus/pis bi deneyime donusuveriyor bu gozlemimiz. ayaklarimizi islatan sivi yanimizdaki patlamis pet siseden akan su da olabilir, altina kacirmis bi hintli bebegin cisi ya da annesinin kusmuklari da. ama otobusten inene kadar ayaklarimizi gorme sansimiz yok, ondan bu islakligin uzerindeki esrar perdesi otobusten inene dek aralanmiyor. sansliymisim, sadece suymus. otobusun yariacik penceresinden bize uzanan kartta shree palace'in adresi yazili.
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800379_9a68bf5ed3.jpg" alt="2" height="245" width="368" />
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800383_6fba090ea8.jpg" alt="3" height="368" width="244" />
<br />
<br />bu gece <b>shree palace with a swimming pool</b> adli guesthouse'ta konaklamaya karar veriyoruz ve kisi basi 100 rupi (yaklasik 3 milyon TL) oduyoruz sadece, fuar zamani icin cok iyi bi fiyat bu cunku bu hafta tum guesthouselar fiyatlarini on katina cekiyorlar. kaldigimiz yer aslinda 10rupilik kalitede bi hizmet mi sunuyor misafirlerine? esyalarimizi birakip peter’in yikanmasini bekledikten sonra firliyoruz fuar alanina! cilgin bi muzik festivalinin kalabaligi/kesmekesi/sicagi ayni zamanda da nesesi carpiveriyo yuzumuze cole ciktigimiz gibi. heryerde develer var. goz alabildigine deve. binlerce deve. suslu, makyajli, burnu kancali, poposu kakali, tek horguclu develer. yanlarinda develerini en iyi fiyata satmaya calisan basi renkrenk sarikli, derisi gunesyanigi, biyiklari burgulu rajasthanli erkekler. deve fiyatlari pek degisken ama 8000 rupi (yaklasik 150 dolar) gibi bi paraya enfes bi deve almak sonra ustune binip colde maceralara atilmak mumkun. nitekim gecen fuarda cesur bi turist kafilesi develer satin alip jaisalmer yollarina dusmus pushkar'dan!
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800380_d50700fec5.jpg" alt="4" height="245" width="368" />
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800382_469fb8df3a.jpg" alt="5" height="245" width="368" />
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800384_0376b4fff2.jpg" alt="6" height="245" width="368" />
<br />
<br />bolbol deve fotografi cekip etraftaki devesusu tezgahlarina goz gezdirdikten sonra fuar alanindaki bi tepeye tirmanip sahra cadirinda mola veriyoruz. bizim gibi bicok saskin turist bu cadira kadar tirmanip asagidaki manzarayi gorunce sasirmis, kalakalmis orada. yeniden hindistan'da oldugumu farkediyorum sandalyeme cokunce - ne isim var burada, develerin arasinda? what the hell am i doing here? sonra kulagima yeniden bi sokakmuzigi ezgisi carpiyor. arkamda kirmizilara sarinmis bi kadin bi yandan yavrusunu emziriyor, bir yandan da yanindaki adamin sitarina sarkilar soyluyor. gizli gizli bi klip cekiyorum sokak sarkicilarina - hindistan'da sokak muzikleri belgeseli cekmek hayallerine kapiliyorum. burada bilgiye ulasmakta zorluk cekiyorum, muzik dukkanlarina yaptigim yolculuklardan iletisim eksiklikleri/buralarda almis yurumus trance muzik ruzgarlari/zaman kisitliligi nedeniyle elibos donuyorum her seferinde. internet’e acilsam, soulseek'te bulur muyum sitarli/tablali/yanikvokalli hint musikisi orneklerini? ravi shankar ya da trilok gurtu ancak.
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800489_3346ea3f9a.jpg" alt="8" height="368" width="245" />
<br />
<br />colde yurudukce yeni col hayvanlariyla karsilasip adetleri ustune arastirmalar yapiyoruz. bu onumuzde yuruyen col boceginin kumlari asip yuzeye cikma kapasitesi nereye kadardir? hemen deniyoruz, hemen bi videosunu cekiyoruz bu deneyin. artik colboceginin adetini de devenin adetlerini de biraz biraz ogrendik. bi devenin omru yaklasik 20 yil. burnundan metal cubuk gecirmeye calistiginiz zaman deve aci aci bagirir. eger kacmasini engellemek, devenizi istediginiz destinasyona surukleyebilmek, bi bakima onu evcillestirmek istiyorsaniz bu cubuktan bi tane edinmeniz sart ne yazik ki. arka bacaklarindan birini dizinden bukup bagladiginizda deve ayaga kalkabilir ama uzun sure dayanamaz, bu yontem de develeri sabitlestirmek icin kullaniliyor fuar alaninda. ne kadar yabanci oldugum rutinler bunlar boyle? dunyanin bi yerinde hayatlari develer ustune kurulu insanlar yasiyor: kakasiyla geceleri isiniyorlar, yununden giysiler dokuyorlar, ustune binip yolculuk ediyor, esya tasiyolar, golgesinde serinliyor, belki sutuyle etiyle besleniyorlar. bizim saskin bakislarimiz deve satan adamlarin saskin bakislariyla karisiyor- bizim develere oldugumuzdan daha yabanci bu adamlar ellerimizdeki fotograf makinelerine. biz develer ustune bilgilere erisebiliyoruz iste, ama onlarin fotograf ustune herhangi bi bilgiye erismeleri ya da boyle bi lukse kaynak ayirmalari ne kadar imkansiz. kendimi garip hissediyorum. cultural relativism ve interventionism arasinda gidip gelen, surekli birbirini bi sekilde curuten tartismalar basgosteriyor arda ile gokce arasinda. kendimizi bi sekilde sansli, ayricalikli, sonradan yaratilmis ihtiyaclarla bezeli hissediyoruz. turkiye'deki banyo dolabimizi dolduran binlerce kimyasal temizlik malzemesinin getirileri ve goturulerini tartmaya kadar gidiyor konusmalarimiz. bu tartismalarin sonu ilerleyen gunlerde bertrand russell'in "the impact of science on society" kitabini satin almaya kadar gidiyor.
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800486_f3d6dc5955.jpg" alt="9" height="245" width="368" />
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800490_c27fbcbf01.jpg" alt="10" height="368" width="245" />
<br /><style type="text/css">.flickr-photo { border: solid 2px #000000; }.flickr-yourcomment { }.flickr-frame { text-align: left; padding: 3px; }.flickr-caption { font-size: 0.9em; margin-top: 0px; }</style><div class="flickr-frame"> <span class="flickr-caption">deve diskilari dondurucu col gecelerinin tek yakiti.</span></div> <p class="flickr-yourcomment">
<br />aksama dogru grubumuza katilacak yeni gencleri beklemeye basliyoruz pushkar usulu lassilerimizi yudumlarken. uluslararasi kadromuz daha da genisleyecek gecenin ilerleyen saatlerinde ve derme catma odamizda kalmak isteyen biri daha var. bi sekilde yerlesiriz deyiverip -turk usulu bi rahatlik midir bu peki?- gelecek saatlerde basimizi agritacak bu derdi savusturuveriyoruz. fuar alaninda bi takim gosteriler hazirlanmis deve saticilarini ve turistleri eglendirmek uzere, ama bu gosteriler bize pek hitap etmiyor ne yazik ki. batili giysiler giymis bi bayan yanindaki beyefendiye bi cilvelerde bulunuyor, tum hintliler guluyor, biz de gozlerimizi ayirmadan sahneye bakiyoruz. bu gosterinin bize uyduruk gorunmesi acaba kulturun "unilinear" bi ilerleme icinde oldugunu mu gosterir, yoksa tamamen izafi midir bir gosterinin sanatsal degeri? buraya geldigimizden beri daha mi "orientalist"iz?
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800496_a5cbd4c66c.jpg" alt="11b" height="245" width="368" />
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800495_fd18ccbe43.jpg" alt="11" height="225" width="337" />
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800533_2dec920b40.jpg" alt="14" height="244" width="368" />
<br /><span style="font-size:85%;">gunbatimini beklerken.</span>
<br />
<br />lassileri midemize indirmenin ardindan otobus duragina gidip gelecek seferilerin yolunu gozlemeye basliyoruz. 3 tane "universal vehicle" gectikten sonra beklemeyi birakalim, tamam mi? (universal vehicle da nesi?) sonunda en dolambacli yollardan otelimize surukleniyoruz. cips ve biskuvilerimizi cikarip otelin girisinde besleniyoruz, enerji topluyoruz yeniden otobus duragina gitmek icin. "nativespeaker" ishbel otobus duragindaki basin sozcumuz - tum iletisim islerini ona yikmaya cabaliyor peter, arda ve gokce. sonra da grubumuzun 5inci uyesi hollandali genci yanimiza katip geri donuyoruz shree palace with a swimming pool'a. gunduzleri otelin girisi olarak gorev yapan alan gunes batinca otel calisanlarina yatakodasi olmus. aralarindan siyrilip 4yatakli odamiza 5 kisi sigismaya calisiyoruz. yeni gelen genc pek sinirli, bekledigi rahatligi bulamamis otelde. o bu odada 5kisi kalmanin imkansizliklarini siralarken biz hadi bi an once uyuyalim nolur diye yalvariyoruz. sonunda hollandali genc butun sans oyunlarini kaybediyor ve yerde uyumaya mahkum oluyor. bence kimse yerde uyumadan da kalabilirdik o odada - cok mu rahat ve turkum ben?
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800537_5f8a1afea4.jpg" alt="12" height="244" width="368" />
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1801739_ac1e7d8d2b.jpg" alt="13" height="245" width="368" />
<br />
<br />ah bi de, pushkar'da gunbatimi inanilmaz guzel. sunset cafe'ye dolusan manzara meraklilari gunesin pushkar golu ustunde kaybolmasini heyecanla izliyor. gokyuzu renkten renge donuyor. jaipur'a dondugumde karsilastigim bi hintli bayana pushkar'daki gunbatimlarindan soz ediyorum. jaipur'da tum hayatini gecirmis bu bayan pushkar'a hic gitmemis. ona pushkar'daki golu ve etrafina pitpit dagilmis beyaz binalari anlatiyorum. hintliler neden hic gezmiyor -pek varlikli olanlar bile? hindistan’da geziler dini agirlikli sanirim cogu zaman.
<br />
<br /><img src="http://www.flickr.com/photos/1800539_efbf50ffb0.jpg" alt="17" height="244" width="368" />
<br />
<br />pushkar hindistan’in onde gelen ghatlarini barindiriyor – her diyardan hacilar buraya pushkar’in mahatma gandhi kulleriyle karisinca daha da